3 Mart 2019 Pazar

Kapasite, Miktar ve Fiyat Üzerine Bir Not

Oluklu mukavva sektörü 2018 yılını önceki yıllar kadar (miktar artışı bakımından) iyi bitiremedi. Son çeyrekte, 2017’nin son çeyreğine göre tonda -%9,62 ve m2’de -%7,44 küçülme olduğu ve çeyreklik satışların 519.630 ton veya 1.011 milyon m2 şeklinde gerçekleştiği anlaşıldı. Son çeyrekteki küçülme trendi, piyasadan gelen sinyallere göre 2019’un ilk çeyreğinde de devam ediyor.

Ayrıca, 2018 içinde sektöre yeni giren oyuncular olduğu gibi halen yatırım aşamasında olan 2019 ikinci çeyrekte başlama ihtimali olan kuruluşlar da bulunuyor. Kapasitenin artarken (yani kutu arzı) talebin düştüğü böyle dönemlerde, miktar optimizasyonu yapmak çok önemlidir. Oyunculardan bazılarının miktar esaslı çalışması hem kendilerine hem de sektöre ciddi hasar verebilir. Bu düşünceden hareketle, gerçek verileri kullanarak Excel’in verdiği kolaylıkla çeşitli varyasyonları denedim.

Yukarıdaki tablo 2018 sonuçlarını gösteriyor. Tablonun ait olduğu şirket, kutuyu 100 TL’ye sattığında 67,2 liralık kağıt ile 3,5 liralık yardımcı madde (mürekkepten-palete, streç filmden-beyaz tutkala,…) kullanmış. Üretilen mal müşteriye 5,9 liraya gönderilirken toplamda üretim için 1,9 liralık enerji kullanmış.

Değişken maliyetler üzerindeki dört kalemin toplamından oluşur ve hiç üretim olmazsa sıfır olur. Takip eden iki kalem sabit maliyetlerdir ve hiç üretim olmasa da ödenmeye devam edilir. Bakım, genel gider kalemi ise hem tesis/makinelerin bakım onarım giderlerini hem ofis (bilgisayar, şirket arabaları, iletişim,…) giderleri toplamaktadır.

Tabloya göre şirketin toplam maliyeti 92,2 TL olmuş ve en tepedeki fiyattan fark alınarak Favök’ü 7,8 liradır. Daha sonra amortisman düşülerek Fvök 5,5 lira olarak hesaplanmıştır. Banka masrafları ve faiz giderleri indirildikten sonra vergi öncesi kar 2,2 liradır. 2018 oluklu mukavva sektörü için iyi bir yıl idi. Tablo ortalama bir şirkete aittir, bundan çok daha iyi sonuçları alan kurumların olduğuna inanıyorum.


Aşağıdaki 9 senaryo ile çeşitli fiyat ve miktar stratejilerinin, normal ve daralan pazarda orijinal tabloyu nasıl değiştirdiğini inceledim. Analizlerde sabit maliyetler, amortisman ve finansman TL cinsinden sabittir. Değişken maliyetler ise miktara bağlı şekilde değişmektedir.
 
Senaryo 2’ye göre piyasanın daralmasına paralel olarak daha az çalışmak ama fiyatı düşürmemek, karlılığı düşürmekle beraber en azında karlı kalınıyor.
3’de ise piyasa 20 daralırken, hacmi daha az oranda azaltmak (burada 10) kar sağlamıyor.
4’de senaryo 2’deki durumda %5 fiyat kırılması analiz edilmiştir. Fiyat kırılmasına rağmen miktarın aynı kalması test edilmiştir. Fiyat kırmak, miktar artışını sağlamıyorsa zararı arttırmaktan başka sonuç doğurmuyor.
Senaryo 5, yukarıda yazılanı teyit ediyor. Fiyat %5 kırıldığında, miktar %2 artıyorsa, zarar azalıyor ama kar sağlamıyor. Demek ki miktar artışı çok daha fazla olacaksa fiyat kırmak doğru strateji oluyor.
 
6’da ise aynı anda kağıt fiyatları da düşerse ne olur diye inceleniyor. Kağıt fiyatı %20 indiğinde, kutu fiyatı da aynı oranda indirilip baz senaryodaki (orijinal tablo) miktar satıldığında kar oluşmuyor. Maliyet yapısında kağıdın yeri %67 iken sanki %100 imiş gibi (yani kağıt maliyetindeki indirimi) komple müşteriye vermek de pek doğru bir yönetim tarzı gibi görünmüyor.
Senaryo 7 ise 6’nın zararını azaltmak, miktarla oynayarak gidermek mümkün mü diye bakıyor. Baz senaryodaki miktardan %5 azaltmak zararı arttırıyor.
8’de ise kağıt fiyat düşmesinden gelen avantajı fazlasıyla (maliyetin içinde %67,2 yerine %75’miş gibi) müşteriye yansıtma durumu var. Dolayısıyla karlılık azalıyor. Kutu fiyatı %13,44 (=20*%67,2) düşürülseydi, baz senaryodaki karlılık oluşabilirdi.
 
 
Son iki senaryoda ise normal piyasa koşullarında, fiyat kırıp-pazar payı kapma stratejileri etüt edilmiştir.
9’da her şey normal iken (yani baz senaryo) %10 fiyat kırıp, %5 daha çok satıldığında çalışmanın en büyük zararına ulaşılıyor.
10 numaralı senaryoda ise 9’daki miktarın artışına bakılıyor. Baz senaryoya göre %8 daha fazla satmak zararı, 9’a göre azaltıyor ama yine çok yüksek olmaya devam ediyor.
9 ve 10’da miktar artışının sabit maliyetleri nasıl etkilediği açıkça görülüyor. Satış fiyatı ile miktar dengesi hatalı ise ciro içindeki sabit maliyetlerin oranı azalsa da kar etmek mümkün değildir.

 
Hangi strateji daha doğru?
Orijinal senaryodan başka, sırasıyla en doğru stratejiler 8, 2 ve 3’dür. Vergi öncesinin pozitif veya amortismanı karşılaması en mantıklı yaklaşımdır. Diğer senaryolarda vergi öncesi oluşan zararlar, amortismandan büyüktür. Eğer satın alma vadesi ile satış vadesi eşitse (örneğin 120’şer gün), 120 gün sonra nakit sıkışıklığı baş gösterecektir. Deneyimimize göre ikinci tur tamamlanmadan (yani yaklaşık 240 gün dolmadan) taze para girişi şart olacaktır.

 
Son Söz
“Fiyatı şuraya inersek, şu kadar daha iş alırız” en aptalca söylemdir. Hesap yapmadan neyin doğru olduğunu bilmek mümkün değildir. 


3 Şubat 2019 Pazar

Küçük İşler Yöneticisi (KİY)

Micromanagement kavramına ben bu ismin daha çok yakıştığını düşünüyorum. Şimdi bulunduğum pozisyona ilk geldiğimde, ben de bu tarzı, fark etmeden belki biraz kriz anı olması nedenleriyle (bilmeden) uyguladım. Bir süre sonra arkadaşlarımdan biri beni uyardı. Çok müdahaleci olduğum, ilgiliyi atlayarak birilerine talimat verdiğim, ilgili yöneticilere çalışma alanı/zamanı bırakmadığım gibi kusurlarımı saydı. Konu üzerinde düşündüm ve haklı olduğuna karar verdim. Sonra da hatalı yönlerimi değiştirmeye gayret ettim. Şimdilerde organizasyonumuzdaki benzer bir vakaya rastlayınca bu sefer acaba önceden bu konuda neler yazılmış diye baktım. Yazının altındaki linkleri çok faydalı buldum ve onlardan istifade ettim.

Micromanagement Nedir?
Aşağıdaki kaynaklarda yöneticinin,
Kendisine bağlı kişilerin işlerini sürekli ve fazlaca denetlemesi,
Önemsiz detaylara çok önem vermesi,
Her adımda kendine haber verilmesini istemesi,
Sonuçtan ziyade şekle önem vermesi,
İşin tam onun tarif ettiği gibi yapılmasını istemesi,
Başkasının görev sahasına, ilgilinin izni olmadan müdahale etmesi,
Delege etmek yerine bütün işi yapmaya çalışması,
Bütün kararları kendisinin vermesi ve astların karar vermesini istememe,
Öncelikleri hatalı belirlemesi,
Astları dinlememe, onların birikim ve deneyimlerini yok sayma,
…gibi durumlarla tarif ediliyor. Yöneticinin her şeye bağırıp-çağırması ve despotluk yapması da duruma eşlik ediyor.

Neden KİY Olunuyor?

Yeni yönetici olunduğunda, acemilikten
Neye bakacağını bilemeyip, büyük resmi görememekten
Şekil, rapor, metot gibi hususlarda mükemmel olma isteğinden
Ekibine güvenemeyip, her şeyi denetlemekten
Her şeyin, her adımın kendi kontrolünde olmasını istemekten yani yine güvensizlikten
Yer altı madenciliği gibi tehlikeli işlerde çalışırken, mecburen
Savaş, terör gibi ortamlarda güvenlik gücüyseniz, yine mecburen
Astların tümünün gerçekten yetersiz veya yeni olmasından
Acil bir durum/ortamda yetkileri tek elde toplayıp, sonra bırakmamaktan
KİY olunuyor.

Ayrıca bilerek ve isteyerek;
Kötü niyetle, benden sonrası tufan ortamı yaratmak isteyebilir
Astların yetişmesini istemez ve organizasyonun hep size muhtaç olması arzu edebilir
Psikolojik bakımdan rahatsız olabilir, insanların hatalarını söylemekten zevk alabilir
Benzer şekilde küçük şeyleri bahane ederek, bağırıp-çağırmaya başlar ve terör estirebilir
Önceden verdiğiniz yalan/hatalı raporların ortaya çıkmasını istemeyebilir
Ve KİY olabilirsiniz.

Benim olayımda ise
Birbirine benzemez beş ayrı organizasyonu tek elden tek şirket gibi yönetmek,
Ortak kültürü oluşturmak,
Çeşitli nitelik ve yaştaki yöneticileri takım halinde oynatmak,
Satış, satın alma, İK ve finans fonksiyonlarını merkezileştirmek,
söz konusuydu.

KİY’in Sonuçları
Kısa vadede iyi sonuç alınma ihtimali yüksek olabilir. Ancak zaman ilerledikçe;
Toplantıdan toplantıya koşulur
Yönetici hemen tüm toplantılara katılmaya başlar
Astlar toplantılarda fikir beyan etmezler
Toplantılarda astların konuşmasına fırsat verilmez, birikim ve becerileri sıfırlanmış olur
Toplantılarda genellikle yöneticinin fikrine karar verilir
Şirketten çok yöneticiye bağımlı olunur
İş sonuçları kötüleşir
Yaratıcılık, yeni bir şey yapma isteği/gayreti yok olur
Astların motivasyonu düşer
Daha çok çalışılır ama sonuç değişmez veya çok az iyileşir
Astlar çaktırmadan kopmaya ve iş aramaya başlar
Yeni kurallar/formlar ortaya çıkar ve bunların sonuç vermesi umulur
Yönetici biraz daha sertleşir
Ve çöküş başlar

Elbette yukarıdaki aşamaların yazıldığı sırada gerçekleşmesi beklenmemelidir. Aklım erdiğince ve şirketlerimizden birindeki eski zamanlardaki gözlemlerimden hatırladıklarıma göre sıralamaya çalıştım.

Çözüm?
Yöneticinin kişiliğiyle ilgili nedenler (güvensizlik, acemilik, mükemmellik) varsa eğitmeye çalışmak gerek. Bazen çok iyi satıcı, satış yöneticisi yapıldığında çok başarısız olabilir. Yönetsel becerilerini geliştirmeden (belki teste tabi tutmadan) atamamak uygun olur. 
Çalışanlarla ilgi nedenler (acemilik, iş bilmezlik) varsa eğitmek, olmuyorsa daha yetkin kişileri işe almak gerek.
İş sisteminiz, şirketinizin kültüründe sorun olabilir. En baştaki yöneticiyi göndermek (bizde böyle olmuştu) doğru çözüm olabilir. Ancak şirketteki eski motivasyonsuzluğu iyileştirmek yıllar alabilir.
Yöneticilerin KİY olmaması için delegasyona ve denetime ilişkin bazı standartlar koymak gerekir. Belli periyodlarda aynı gündemli toplantılar, birbirini tamamlayan rapor sistematiği, günlük mini görüşmeler.
Tepe yöneticinin bu türlü sistemleri kurması yetmez, kendisinin de riayet etmesi esastır. Astlar üstün nasıl davrandığını izler. Yani tepe yöneticinin (o işletme/ofisteki en üst kişi anlamındadır) örnek oluşturması şarttır.
Kurumda karşısındakini dinleme, üstüne eleştiri getirebilme gibi bir anlayış olmalıdır. (Önceki veya mevcut tepe yönetici bu ortamı yaratmalıdır.) Bizde iyi ki böyle bir anlayış var ve arkadaşım beni eleştirmiştir.
Özetle, balık baştan kokar.

Yararlanılan Kaynaklar:
https://www.leadershipthoughts.com/10-signs-of-micromanagement/
https://www.feedough.com/micromanagement/
https://www.pluralsight.com/blog/business-professional/why-micromanagement-is-bad
https://www.forbes.com/sites/forbescoachescouncil/2017/05/19/micromanaging-heres-how-and-why-you-should-stop/#7f3accfb7518

1 Ocak 2019 Salı

2019'a Girerken


Yılın ilk gününde yazılan bu makalede 2019’da oluklu mukavva ve kahverengi kağıt sektörlerine ilişkin beklentilerimi açıklayacağım. 2018’in sonunu çok güzel anlatan aşağıdaki iki grafiği (1)’deki Dr. Mahfi Eğilmez'in yazısından aldım.
Yılın ikinci yarısında işler giderek azalmış. Omüd sektör rakamları da bu azalmayı teyit ediyor. Üçüncü çeyrekte geçen yılın aynı çeyreğine göre yalnızca %0,8’lik bir büyüme var. Son çeyrekte küçülme olması büyük ihtimaldir. Daralan talebe karşılık oldukça yüksek kapasiteli bir oluklu fabrikası devreye girmiştir. Halen montaj aşamasında olan biri büyük diğerleri küçük kapasiteli birkaç fabrika daha bu aylarda devreye girecektir. Yani oluklu mukavva ambalajda talep azalırken arz fazlalaşacaktır. Arz talep kanununa göre fiyat baskı altında kalacak ve düşecektir.
 
Kahverengi Kağıttaki Durum
Orada da olukluya benzer bir durum söz konusudur. Geçen yıl Avrupa’da devreye giren kapasiteler bir milyon tondur. Bu sene 300 bini ülkemizde olmak üzere bir milyon ton daha kapasite devreye girecektir. Oluklu talebi azalırken kahverengi kağıt arzının çoğalması, kağıt fiyatının düşmesini getirecektir. 2018’in son iki ayında bu trend görülmeye başlanmıştır. Fiyatın azalmasına rağmen kağıt fabrikaları yeterince sipariş alamamış ve aylık bazda %50’ye varan kapasite kesintileri (yani duruş) yapmak zorunda kalmışlardır.
 
Ya 2019’da?
2019 büyüme beklentileri çeşitli küçülme tahminleri ile %2,3 büyüme arasında dağılmaktadır. Her halükarda 2019 büyümesi, 2018’in altında kalacağından sektörümüzü büyük bir kapasite problemi beklemektedir. Hafızam beni yanıltmıyorsa, sanırım bu sektör (kahverengi kağıt ve oluklu mukavva birlikte) ilk defa bu denli büyük bir kapasite problemiyle karşı karşıyadır. Eskiden hep bir büyüme olduğundan, yeni giren kapasiteler kısmi fiyat rekabeti yaratır, büyüyen ekonomiyle gelen talep artışı ilave kapasiteyi doyururdu. Şimdi ise çok absürt bir durumdayız. Bir yandan talep azalıyor, aynı anda ilave kapasiteler devreye girmeye devam ediyor. Fiyatın düşmesi dahi satışları arttıramıyor, son iki aydaki kağıt fiyatlarının düşmesinde olduğu gibi.
 
Peki Ne Yapılmalı?
Temel aksiyon, önümüzdeki birkaç yıl daha küçük büyüme oranlarının gerçekleşeceğini anlamak ve kapasiteyi buna göre düzenlemektir.
  • Yeni ürünler: Bazı kağıt fabrikalarının Kraft top veya beyaz test liner üretimine girmeleri güzel örnekler. Oluklu mukavvada ise yepyeni bir ürün geliştirilmesi imkanı çok az. Geliştirilse bile müşteriler, işlerin azaldığı dönemlerde daha tutucu olurlar ve yeniyi denemek istemezler.
  • Yeni Pazarlar: Kurların arttığı dönemler, ihracatı daha cazip kılıyor. Doların 5,3 TL olduğu bu günlerde ihracatın pek cazibesi yok. Öte yandan ülkemizin ithalatı azaldığından, yükleyecek konteyner bulmak da önemli bir sorun olmaktadır. En önemli ihracat pazarımız olan Avrupa’da da işlerin kötüye gideceği beklentisi, ihracatı olumsuz etkileyecektir.
  • Yatırım Planları Gözden Geçirilmeli: Ucuz para dönemi bittiği, batıdaki merkez bankalarının artık piyasaya para enjekte etmediği yeni dönemde hem finansman bulmak hem de yapılan yatırımın ciro üretip-borcunu ödemesi daha uzun süre gerektirecektir. İyimser bakış açısıyla yapılacak yatırımların sonu hüsran olabilir. Kahverengi kağıt üretme hayalindeki bazı oluklu üreticilerinin de planlarını gözden geçirmesinde yarar olabilir. Kağıttaki darlık dönemi çoktan bitti.
  • Düşük Kapasiteyle Ayakta Kalmayı Öğrenmeli: Talep düşerken, arz arttığına göre daha düşük kapasite kullanılacak demektir. Ya kapasite azaltma bilinçli olarak yapılacak, ya da piyasa bizi tabir yerinde ise döve döve hizaya sokacaktır. Bu dönemde herkes için en tehlikeli senaryo, bir ton daha fazla satmak/üretmek için fiyat seviyesini kırmaktır. Bilanço çıktığında, dipte zarar varsa doğru fiyattan satmamışsınız demektir. Küçülmeyi beceremeyenlerin el değiştirmesi veya ödeme güçlüğüne düşmesi mümkündür. Küçülme yalnızca miktarın azalmasını sağlamak değil, aynı anda nakit akışını da düzene sokmak gibi iki ucu keskin bıçak bir problemdir.
 
Pozitif Beklenti Yok Mu?
Zayıf ta olsa bazı durumlar, beklentileri tamamen farklı şekle getirebilir:
  • Kurlarda Sıçrama: Kurların mevcut seviyesinin %7 daha üzerinde olması ülke olarak ambalaj ihracat şansımızı arttırabilir. Eğer %12 kadar daha yüksek olsa, ülkemize kahverengi kağıt ithalatı pahalı hale geleceğinden içeride kağıt fiyatları artacağı gibi kağıt ihracatı da olabilir.
  • Çin’in Atık Kağıt İthalatı: Risi’deki bazı yazılara göre Çin uygulamakta olduğu düşük kontaminasyon oranını bir süre gevşetmek zorunda kalacaktır. Böyle bir durum olması, atık kağıt piyasasını ve kahverengi kağıt piyasasını hareketlendirir. Genel olarak hurda, kağıt ve kutu fiyatları yükselir. Ancak bu senaryonun olumsuz yanı 2018 verileridir. Çin 2017’de 25 milyon ton atık kağıt ithal etmişken, 2018’de bu rakam 12,8 milyon tona inmiştir. Çin içerideki atık kağıdı toplamayı becermiş olabilir.
  • Hal Yasası: Yaş meyve sebzenin ambalaja girmesi, oluklu mukavva talebini ciddi oranda arttırabilir. Ancak bundan önce kayıt dışını önlemek gerekir. Halen kayıtlı çalışmayan yapıyı kayıt içine sokmak gerekir. Kayıt dışını önlemeden hal yasasının çıkması, bazı ambalaj üreticilerini de kayıt dışı çalışmaya sevk edebilir.
Özetle, 2019 yılı hem kahverengi kağıt hem de oluklu mukavva ambalaj sektörleri açısından çok zor bir yıl olabilir.
 

2 Aralık 2018 Pazar

Ambalajda Arz Talep Dengesi

Bu yazıya önce “arz talep kanunu” adını vermeyi düşündüm ama sonra mevcut başlıkta karar kıldım. Arz talep kanununu düşünme sebebim devlet kaynaklı duyumlar nedeniyledir. Son günlerde Ankara’dan yayılan bilgiler iki farklı çalışma olduğunu gösteriyor.

İlki Ticaret Bakanlığının TOBB’a yazdığı yazıyla içlerinde kağıt ve ambalajın da olduğu sekiz kadar sektörün Haziran’dan bu yana maliyet ve fiyat artışları sorgulanmaktadır. Fiyatını çok arttıran sektörlere ceza geleceği de TOBB’a sözlü ifade edilmiştir.

İkinci konu ise TBMM’ye sunulan bir torba yasa teklifiyle çevre kanununda bazı değişiklikler yapılarak ambalaj alıcılarına (yani müşterilerimize) ton başına 300 TL vergi getirilmek istenmesidir.

Devletimizin Kasım ayında yaptığı çeşitli düzenlemeleri (soğan depolarına baskın gibi) dikkate aldığımda, yukarıda açıklanan iki hususunda realize olacağını düşünüyorum. Sektörümüze yöneltilen suçlamaların haksız olduğuna inanarak; bu yazıda iktisata giriş dersinde okuduğum arz talep kanunu yardımıyla düşüncelerimi izah edeceğim.

Arz Talep Kanunu

Serbest piyasa ekonomisinde, fiyat arz ile talep eğrilerinin kesiştiği noktada oluşur. Denge Fiyatının karşılığında Denge Miktarı kadar mal veya hizmet verilmiştir. Aşağıdaki grafikleri (1) numaralı kaynaktan aldım.
Üstteki grafik fiyat arttığında nasıl denge oluştuğunu gösteriyor. İlk durumda Q1 miktarı P1 fiyatından satılırken, bir şekilde fiyata zam gelmiş ve müşteriler aynı miktar malı daha yüksek olan P2 fiyatından almışlar. Ticaret Bakanlığının yazısına göre, bu durumun oluştuğu düşünülüyor.

Oluklu Mukavva Sektöründe Olması Mümkün Değil
2017 sonu itibarıyla 3 milyon tondan fazla kurulu kapasite varken, toplam satışlar 2.241 tondur. Kapasite kullanım oranı %75’dir. Kapasitesinin dörtte biri boş olan herhangi bir sektör, yaşamsal önemi olmayan mal veya hizmet satıyorsa bunu yapamaz.

Peki kahverengi kağıt sektörü yapabilir mi?
3 Haziran 2018’de yazdığım “Kahverengi kağıt piyasasındaki son gelişmeler” başlıklı yazıda hem kağıt hem de kutu fiyatlarının neden artacağını analiz etmiştim. Bakanlığın şimdi sorduğu sorulara cevapları Haziran ayının başında yazmıştım. Hurda kağıt ihracatının serbest bırakılmasından, Çin’de kapatılan kağıt fabrikalarından atık kağıt kontaminasyon oranının düşürülmesine, batıda talebin çok canlı olmasından,…vb bütün faktörler dikkate alındığında; ülkemizdeki oluklu mukavva kağıdı üreticilerinin de kağıt fiyatını yukarı kaldıracak gücü/yetkinliği yoktur. Dışarda kağıt fiyatının artması, kurların yükselmesi, atık kağıt fiyatının artması, enerji fiyatları bizdeki kağıt fiyatını belirlemektedir.

RISI’ye ( www.risiinfo.com ) girilince görülecektir ki, yurt dışındaki kağıt üreticileri açıkça “talep canlı” diyerek zam yapmaktadırlar. Talep düştüğünde ise öncelikle üretim miktarını düşürerek; fiyatın düşmesini engellemektedirler. Sonrasında bizim gibi spot pazarlara damping yaparak satmayı tercih etmektedirler.

Oluklu Mukavvaya 300 TL/ton Vergi Gelirse
Grafik 3’deki durum hasıl olur. Ambalaj alıcısı, artan maliyeti nihai ürün fiyatına yansıtacağından TÜFE artacaktır. Müşterilerimiz oluklu mukavva ambalaj yerine ambalajsız belki paletle veya kullanılmış kutuyu tekrar kullanmaya başlayacaklarından talep azalacaktır.

Eldeki belge ve delillere rağmen, devletimiz sektörümüze inanmaz da ceza yazarsa da aynı sonuç doğacaktır. Geçmişe yönelik gelen ceza, cari dönemde yeni bir maliyet kalemidir. Üreticiler artan maliyeti, fiyatına yansıtacaktır.

Her iki durum da kayıt dışını teşvik edicidir. Merdiven altı çalışan, kayıtsız/sigortasız göçmen işçi çalıştıran işletmelerin işleri artarken; kayıtlı çalışan, işçisi sigortalı şirketlerin aleyhinde bir durum oluşacaktır. Keşke Ticaret Bakanlığı, tüketicilerden gelen her başvuruyu yüzde yüz doğru olarak kabul etmeseydi ve konunun uzmanlarından bilgi alsaydı.

İşlerin Azalmasının Etkisi
İşler azaldığında talep düşmüş demektir. Şekilde D1 talep eğrisi D2’ye gerilemiştir. İlk durumda P1 fiyatıyla satılan Q1 miktarı ise P2 ve Q2’ye azalmıştır.
4 numaralı grafiği (2)’de verdiğim kaynaktan aldım. Önceki yılın aynı ayına göre sanayi üretim endeksindeki değişimi gösteren grafiğe göre, sanayi üretimi 2017’ye göre gerilemektedir. Ambalaj sanayii için (dolayısıyla kahverengi kağıt için de) D1’in D2’ye düşmesi durumudur.
Avrupa’da yaklaşan yeni yıl ve dönem sonu stoklarını azaltma gayretine ilaveten yeni kağıt kapasitelerinin girmeye başlaması ve Avrupa talebinin düşmeye başlaması  nedenleriyle Avrupalı kağıt üreticilerini ülkemize yöneltmiştir. Gelen ilave kapasite, kahverengi kağıt arzının çoğalması anlamındadır.
Grafiğe göre talep D1’den D2’ye azalırken, mal miktarı S1’den S2’ye artmıştır. Şekilde Q1 miktarı değişmese de bugünlerde reel olarak (sanayi üretim endeksine göre) Q1’den daha az mal satılmaktadır.

Aynı grafik oluklu mukavva sektörü için de geçerlidir. Ülkemizde devreye giren yeni oluklu kapasiteleri arzı arttırmaya devam edecektir. Düşen ambalaj talebiyle birlikte fiyat seviyesi kendiliğinden düşecektir. Yani bir anlamda, bakanlığa yapılan başvurular piyasa kurallarıyla geçersiz olmuştur.

Kapasite Küçültme Durumu
Fiili olarak kahverengi kağıt üreticileri kapasite kesintileri yapmaktadır. Arz miktarını azaltma anlamını taşıyan bu hareket, kağıt fiyatını yükseltememektedir. Bunun sebebi oluklu fabrikalarında hammadde stoklarının çok yüksek olmasının yanında ambalaj talebinin çok ciddi düşmüş olmasıdır. Geçtiğimiz iki çeyrekte yurt dışı kaynaklı kağıt/hurda gelişmeleri, oluklu fabrikalarının bulabildikleri miktarda hammaddeyi almalarını yol açmıştır. Dolayısıyla kağıt fabrikaları %20-30 az üretse dahi yeterli kağıt talebi yoktur. Normal bir zamanda kapasite kısma, fiyatı P2’den S1 ile D2 eğrisinin kesişme noktası gibi bir yere (P1 ile P2 arasında bir seviye) taşıması gerekirdi ama olmuyor. Çünkü sanayi üretimi giderek yavaşlıyor, yani nihai tüketiciler tüketimlerini azaltıyor/erteliyor.

Sonuç
Türkiye yıllardır serbest piyasa ekonomisini uygulamaktadır. Bu sisteme yapılan müdahaleler belki kısa süreli olarak nihai tüketicinin hoşuna gidebilir veya hoşa gidecek sonuçlar doğurabilir. Ancak arz talep kanunu bozacak ilave vergi (300 TL/ton) veya ceza getirirseniz, yalnız sektörümüzün küçülmesini değil aynı nihai tüketiciye daha pahalı mal almaya zorlamış olacaksınız.
Kaynaklar:
        (2) http://www.mahfiegilmez.com/2018/11/finansal-piyasalara-bakarak-ekonomideki.html

11 Kasım 2018 Pazar

RISI’de Yayınlanan Bir Yazıdan Alıntılar


Risi’de 16 Ekim 2018’de yayınlanan “Financial Analysts: Containerboard capacity doesn’t come close to matching e-commerce, China fiber shortfall, & US structural Dynamics (VRP)” başlıklı yazıdan önümüzdeki dönemde ülkemizi de etkileme potansiyeline sahip bazı bölümleri paylaşmak istedim. Kendi görüşlerimi, yazarınkinden farklı olması açısından italik ve mavi renkte yazdım.

Virjin esaslı bir liner üretiminde 1.000 USD/ton sermaye yatırımı gerekir. Buna karşılık eski bir kağıt makinesiyle 100 USD/ton sermaye yatırımıyla ilkine kıyasla oldukça kötü kaliteli kağıt üretmek mümkündür. İçine daha çok mal konulabilen büyük kutuları üretmek için iyi/yüksek mukavemetli kağıtlar gerekir. Bir anlamda büyük kutunun, ürün başına maliyeti daha düşüktür.

E-ticarette kullanılacak kutuların kuvvetli olması gerekmez. Düşük gramajlı kahverengi kağıt (containerboard) segmenti daha hızla büyümektedir ama realitede çoğunluğu oluşturan büyük hacimli kutulara uygun değillerdir. Planlanacak her kapasite artışıyla üretilecek kağıdın hangi ürün grubunda kullanılacağı iyice düşünülmelidir.

 
E-Ticaret Oluklu Sektörünü Ne Kadar Büyütüyor?
Büyük (kahverengi kağıt) üreticileri e-ticaretin kendi hacimlerindeki ağırlığını “5% ve her yıl 20% artıyor” veya “10% ve her yıl 10% artıyor” şeklinde tanımlıyor. İki hesapla da e-ticaretin kağıt sektörünün büyümesine etkisi 1%’i geçmez.
(Kahverengi kağıt üreticileri herhalde ürettikleri düşük gramajlı kağıtların oranını veriyorlar. Avrupa’da ve bizde ise tersine oranlar söz konusu. Türkiye’de toplamda üretilen oluklu kağıdının 60%’dan fazlasının 90 gr/m2’nin altında olduğunu tahmin ediyorum.)
Amerikan Census Bureau verilerine göre, toplam perakende alışverişin 15%’i internet üzerinden yapılmaktadır. Bu rakamlar bize, e-ticaretin kahverengi kağıt sektörüne (ve de oluklu mukavva sektörüne) etkisinin sınırlı olduğunu söylüyor. Farklı tahminlerde bulunanlara katılmıyoruz.
(Bizde oluklu mukavva sektöründeki büyümeyi sürekli e-ticarete bağlama eğilimi var. Oysa yazar e-ticaretin, eldeki verilere göre oluklu mukavvadaki büyüme etkisini sınırlı görüyor. Maalesef bizde benzeri veri yok.)

Son 70 yıla baktığımızda Amerikan kutu talebindeki artışın GSYH’e (GDP, gayri safi yurtiçi hasıla) paralel olduğu görülür. 1950-1999 döneminde oluklu mukavvadaki artış 3,4% iken GSYH 3,5% olmuştur. 1999 ile 2010 arasında dış kaynak kullanımı (outsourcing) dönemi olduğundan oluklu mukavvadaki artış 2,7%’dir. Ayrıca 1999’da e-ticaretin olmadığı da unutulmamalıdır.
(Globalleşme dönemi, Amerikalı/uluslararası şirketler üretimlerini, Çin/Asya gibi ucuz işçiliğin olduğu yerlere kaydırdılar.)  Yazarın tahminlerinden yola çıkarak şu tabloyu hazırladım:

Diğerleri kalemi e-ticaret dışındaki tüm yiyecek/içecek, dayanıklı eşya ile hızlı tüketim mallarını kapsamaktadır.

Yazara göre 2,8%’lik büyüme, eğer Amerika dışı (mesela Çin) yerlerden ilave talep gelmezse; anons edilmiş ve makul kapasiteli anons edilebilecek kahverengi kağıt kapasitesine yeterli olacaktır.

Amerika’da Resesyon Bekleniyor
2021’de 6-9 ay sürecek bir resesyon bekleniyor. Çin’in hurda kağıt ithalat yasağı şu anki gibi sürerse ve Amerikan kahverengi kağıdına olan dış talep her yıl 5% kadar artmaya devam ederse; kağıt fabrikalarının operasyon oranları 95% ve üzerinde olacaktır. Resesyonu da dikkate alarak; oluklu mukavva sektörünün bu günden 2023’e olan büyümesi yıllık 1,8% kabul edilebilir.
(Yazar, oldukça konservatif bir tahminde bulunuyor.)

Oyunu Bozan, Çin
Dünya kahverengi kağıt piyasasının 80%’i oluklu mukavva kutu atıklarından (OCC, old corrugated containers) elde edilen kağıt hamuruna (elyaf, lif, fiber) dayanıyor. Oluklu mukavva atıklarına dayanma oranı 1990’larda 50%’ler seviyesinde idi.

Politik, biyolojik ve ekonomik açıdan, ağaç esaslı (virjin) selüloz üretilebilecek dünyada birkaç bölge var. Bunlardan en iyisi kuşkusuz ABD’nin güney kısmıdır ama son 30 yıldır Kraft selülozu fabrikasına izin verilmemektedir. OCC pazarı oldukça sıkıdır ve daha da sıkı olacaktır. Zira mevcut elyaflar her geri kazanıldığında zayıflamaktadır.
(Benzeri görüşleri geçen yıllarda RockTenn’in İstanbul’da yaptığı sunumda da dinlemiştim. Amerikalılar, atık kağıtların toplanma ve geri kazanma oranlarının bütün dünyada herhalde maksimum olduğunu sanıyorlar.)

Çin’in selüloz üretimine uygun ormanları yoktur ve atık kağıtlarını toplamakta/geri kazanmakta yetersizdir. Bu durum toplam ihtiyacının üçte biri kadar yani 17 milyon ton OCC eksiği yaratmaktadır. 17 milyon ton tüm dünyada gerekli atık kağıt miktarının 10%’undan ve ABD’nin ihtiyacının 50%’sinden fazladır. Çin, atık kağıt ithalat sınırlarını dönemsel veya tamamen kaldırmak zorunda kalacaktır. Her iki durumda ABD ekonomisi için iyidir. Çin’in ithalat sınırlamalarını hafifletmesi, Çin dışındaki ülkelerde OCC fiyatlarını tabir yerindeyse roket gibi fırlatır. Global maliyet artışı fiyat artışını tetikler. ABD, ağırlıkla virjin kağıt kullandığından bu durumdan en az etkilenen olacaktır.

Eğer Çin’in atık kağıt ithalatı kısıtlaması devam ederse, ürettikleri malı sevk etmek için oluklu mukavva kutuya ihtiyaç duyacaklarından, 17 milyon ton kadar kahverengi kağıda yani bunu karşılayacak atık kağıda ihtiyaçları olacaktır. İthalat yasağı devam ederse Amerika’daki kağıt fiyatı artar (çünkü Çin hurda yerine kağıt ithal eder), yasak kalkarsa atık kağıt fiyatı artacağından Amerika’daki kağıt sonra da kutu fiyatları artar.

Amerika’da yeterli kapasite var mı?
2018-2023 döneminde devreye girmek üzere toplam kapasitesi yıllık 4 milyon ton olan 18 kahverengi kağıt projesi bulunuyor. Bunlarda yalnızca bir tanesi bağımsız (kağıt üretirken, oluklu mukavva üretmiyor) ve ikincisi ise Nine Dragons’un önce “recycled pulp” yapmayı düşündüğü ama sonra çoğunlukla Çin’e satmak üzere düşük gramajlı kağıt üretmeyi planladığı fabrikadır.

500 milyon dolar yatıran herkes, sıfırdan modern bir kahverengi kağıt fabrikası yapabilecekken; niçin hiç kimse yapmıyor? Cevap çok basit. Oluklu fabrikalarının 90-95% “bağımsız” olarak görünse de realitede bir veya birkaç kağıt fabrikasıyla sermaye bağlılığı vardır. Diğer projeler (kalan 16 proje) kendi kutu fabrikalarının kağıt ihtiyacı için kurulmaktadır. Ve projelerin çoğunluğu, sıfırdan değil eski makinelerin dönüşümü şeklindedir.

Amerikan Kağıt Talebi
Amerikan kahverengi kağıt talebi 2018-2023 döneminde ortalama her yıl 2,6% büyüyecektir. 2018’de 5,4 milyon ton olan kahverengi kağıt ihracatı, 2023’de 7 milyon tona çıkacaktır. Amerikan oluklu mukavva kutu pazarındaki yıllık ortalama büyümeyi 1,8% olacağına göre, kağıt fabrikalarının 95%’den daha dolu çalışacağı kesindir. Bu varsayım ve hesaplamalara göre hem ABD hem de dünya kahverengi kağıt piyasasındaki gidişatın hep yukarıya doğru olacağını söylemek doğrudur.

Sonuç
Yazarın söylediklerine “amin, inşallah” dan başka yazacak kelime bulamıyorum. Eğer Çin’in kahverengi kağıt veya atık kağıt talebi devam ederse ülkemizin de ihracatı artacaktır. Önceki yazımda, atık kağıda ithalat yasağı konulsun demiştim. Halen aynı görüşteyim. Atık kağıdın ithalatını da ihracatını da boş verip-kullanılan bütün kağıtları geri toplayacak, sokak toplayıcılarını kayıt altına alıp-teşvik edecek sistemleri kurmanın tam sırasıdır.

28 Ekim 2018 Pazar

Sekiz Milyon Ton Atık Kağıda Alıcı Aranıyor


Adresi (1) verilen yazı, Risi’de 30/08/2018’de yayınlandı. Yazının içerisinden alınan üç paragraf ise şöyledir:
 
Yazıda özetle, Çin Ekoloji ve Çevre Bakanlığı’nın 2020 (veya öncesinde) atık kağıtlar dahil, katı atık ithalatını yasaklayacağı yazıyor. Yasaklamanın yalnızca Avrupa’ya karşı mı olduğu net değil, ancak yazar Avrupa’yı bekleyen tehlikeden bahsediyor.
Peki Avrupa’nın problemi ne kadar büyük? Çin’e ihraç edilen atık kağıt miktarı nedir?

Grafiği (2) nolu kaynaktan aldım. Buna göre Avrupa’dan Çin’e giden atık kağıt miktarı 8,2 milyon tondur. Yazımın başlığındaki sekiz milyon ton buradan gelmektedir. (3) numaralı kaynağa göre, 8,2 milyon tonun 1,8 milyon tonu karışık atık kağıttır. 6 milyon tonunun oluklu mukavva atığı olması muhtemeldir.
Çin bir kez daha ülkemizde ve Avrupa’da kahverengi kağıt ile oluklu mukavva sektörlerini derinden etkileyecek. Peki bu kadar atık kağıdın bollaşması, piyasamızı nasıl etkiler diye düşündüğümde;
Atık kağıt fiyatları düşer, toplanan atık kağıdın yok edilmesi problemi ortaya çıkar. Avrupa atık kağıdı yakmayı veya az gelişmiş ülkelere göndermeyi düşünebilir.
Atık kağıt bolluğu, kahverengi kağıt fiyatlarını düşürebilir. Küçük kapasiteli kağıt fabrikaları kapanabilir.
Kağıt esaslı atıklar para etmediği için acaba piyasaya çıkacak ambalaj miktarını azaltsak mı diye düşünenler olabilir. Çok sefer kullanılan plastik kasalar benzeri depozitolu kutular gündeme gelebilir.
Bizim gibi Avrupa’dan atık kağıt ithal eden ülkelerdeki toplama-ayrıştırma işleri önemini kaybeder. İthalat daha cazip olacağından, ülkemizdeki geri toplama miktarı azalabilir. Bu durumda kağıt esaslı atıklar daha çok çöpe gitmeye başlayabilir.

Çare?
Avrupa bir şekilde kendi çözümlerini geliştirir. Esas soru, Türkiye’nin ne yapması gerektiğidir?
Atık kağıt ithalatı hemen yasaklanmalı ve içeride toplanan-ayrıştırılan hurda miktarı hızla arttırılmalıdır. Şimdilerde gündemde olan “sıfır atık” gibi kampanyaların arkasında bazı yasal düzenlemeler (ithalat yasağı, evlerde geri kazanılacak atıklarla çöplerin ayrı toplanması gibi) şarttır.

Türkiye 2018’in ilk altı ayında (Selüloz ve Kağıt Vakfı verilerine göre) 437 bin ton hurda kağıt ithal etmiştir. 2017 hurda kağıt ithalatı şöyledir:

Atık kağıt ithalatının yasaklanması için Türkiye en uygun zaman dilimindedir. Kağıt fabrikaları yeterli siparişleri olmadığından ayda bir hafta – on gün durmaya devam ederken sektörün ithalat yasağına uyumu kolay olacaktır.
Atıkların toplanması işi, işsizliğin azaltılmasında çok büyük potansiyele sahiptir. Toplama-ayrıştırma işlerinde çalışanların sigorta primlerinin devletçe karşılanması düşünülmelidir. Ve hatta toplanan atık miktarına göre devletçe teşvik primi verilmesi, sektörün kayıtlı hale gelmesini destekleyecektir.

Geçen yıllarda olduğu gibi devletimiz, “kağıt fabrikaları çok para kazanıyor, sokaklarda toplayanları kadrosuna alsın” veya “sokak toplayıcıları olmasın, şirketler toplasın” gibi kolay ama gerçekleşmesi imkansız masa başı çözümlere gitmemelidir. Bunun yerine atık toplayıcılarını kayıt altına almak üzere teşvik primi ciddiyetle düşünülmelidir. Konuya yukarıda Çin’in yaptığı gibi hiç katı atık ithal edilmesin penceresinden bakılmalıdır.

Atık Kağıt geri Dönüşümcüler Derneği’nin (AGED) 2016 raporuna göre 2016’daki geri kazanılan miktar 3 milyon ton ve geri kazanma oranı 42,1% (=3.000.000 / 7.121.520) dir. Geri kazanma oranı 42’den 52%’ye çıkarılabilse ülkemizin hurda kağıt ithalatına ihtiyacı kalmaz.

Acaba Çöpte Ne Kadar Kağıt Atığı Var?

Aynı rapora göre evsel katı atık miktarı 2018 için 34,5 milyon ton olarak tahmin edilmiştir. Ve bunun 13%’ü kağıt esaslı kabul edilmektedir.
Çöpe atılan kağıt miktarı 34,5*13%=4,5 milyon tondur. Diyelim ki 13% çok abartılı, mesela 5% olursa 1,7 milyon ton kağıt var demektir. Çöpe atılan kağıdın yarısı toplanmış olsa dahi hurda kağıt ithalatına gerek kalmaz.
Çöpleri ev ve iş yerlerinde çöp, ambalaj, kağıt gibi tasnif edilerek; hane dışına çıkarılması zorunlu hale getirilmelidir.

(1)”PfR prices flatline across Europe in August” başlığıyla RISI’de 30 Ağustos 2018’de yayınlanan yazı
(2)https://www.fisheri.com/images/features/insights/Fisher_Analysis_RCP_for_China_CB.pdf
(3)Will China ban mixed paper imports? Başlıklı, Paper 360’ın Temmuz/Ağustos 2017 sayısında yayınlanan yazı

30 Eylül 2018 Pazar

Oluklu Mukavva Kutu Fiyatlarındaki Artışlar Üzerine


Sektörümüz, fiyat artışlarını müşterilere açıklamakta zorlanıyor. Bazı müşteriler ise fiyat artışını yalnızca kur artışına bağlı olduğunu düşünüp; “kurlar düştü, kutu fiyatı neden düşmüyor?” şeklinde soruyor.

Artışlar gerçekte ne kadar olmuş, bundan sonra neden artar veya azalır,…gibi hususları analiz etmek amacıyla bu yazıyı yazıyorum. Son birkaç aylık hareketlere yoğunlaşmak yerine analiz periyodunu Ocak 2017’den itibaren ele aldım.

Yukarıdaki tabloda geçen yıl Ocak’tan başlayarak; enflasyon, kur ve Tüik’in 17.1 numaralı kağıt hamuru, kağıt ve mukavva endeksi var. Tablonun sağına, bir oluklu fabrikasının (gerçek verilerini) ortalama satış fiyatı, değişken maliyeti ile hammadde maliyetini de koyarak; endeks tablosu hazırladım:

Çok az ithal ham ve yardımcı madde kullanan bu fabrikanın, baz rakamları TL/ton’dur. Hammadde, oluklu mukavvayı kutuyu üretmek ve müşteriye göndermek üzere kullanılan tüm malzemelerdir. Kağıtlar, nişasta, kostik, boraks, mürekkep, lak/vernik, köpük kesici, tutkal, dikiş teli, streç film, palet, palet çemberi,…vb malzemelerin kullanımlarının (yani tutarlarının) üretim miktarına bölünmesiyle hesaplanır. Ortalama hesap edildiğinden, yeni girenler (eğer daha pahalıysa) rakamı yukarı iterken, stoktakiler aşağı indirir. Hesaplamaya esas olan kağıt maliyeti, kağıdın alış fiyatı, nakliyesi ve her türlü masrafı dahildir.

Fiyat, (KDV hariç) fatura edilen cironun, müşteriye gönderilen miktara bölünmesiyle bulunur.

Değişken maliyet ise yukarıdaki hammadde ile üretim ve yüklemede kullanılan her türlü enerji (elektrik, LNG, kömür, mazot,…) ile mamulün müşteriye nakliye maliyetinin toplamıdır. TL/ton şeklinde ifade etmek için üretim miktarına bölünmüştür. Değişken maliyet ile hammaddenin içinde personel, genel giderler (ofis, bilgisayar, iletişim, müşavirlik, seyahat,…) bakım onarım, faiz/finansman, banka masrafı, amortisman gibi kalemler yoktur.

Tablonun özeti şu şekildedir:

2017 yıl başından bu yana Tüik indeksi 101% artarken, şirketin hammadde maliyeti 108%, değişken maliyetleri 96% artarken; kutu fiyatı yalnızca 90% arttırılabilmiştir.

Şimdi indeks tablosunu çeşitli açılardan analiz edelim ve anlamaya çalışalım:

İlk grafiğe göre, Üfe ile Tüfe’nin ayrışması Kasım-2017’de başlıyor. Bu tarihten sonra belli ki üreticiler (yani bizler) artan maliyetleri sineye çekmişiz ve müşteriye yansıtamamışız. Ağustos enflasyon rakamlarına göre Üfe-Tüfe farkı 14 puandan fazla, yukarıdaki grafiğe göre iki yıllık kümülatif fark 16 puandan fazladır.

Bazı müşteriler, kağıt fiyatlarındaki artışı yalnızca kura bağlıymış gibi algılıyor. Bu doğru değildir. Tüik’in hazırladığı “kağıt hamuru, kağıt ve mukavva endeksi” düzenli olarak artarken sepet kur 2017 yılı başından Eylül sonuna dek düşüyor. (Dolar kurunun 2017 başındaki değeri ile 2018 Şubat sonu değerinin birbirine çok yakın olduğuna lütfen dikkat.) Buradan şu sonuçlar çıkarılabilir:

Kurların artışı, kağıt fiyatını arttıran ve/ya düşüren tek faktör değildir. Kağıt fiyatını arttıran çok başka kalemler vardır. Yazıyı genişletmemek için girmiyorum ama enerji ve atık kağıt fiyatı, kağıt fiyatını daha çok etkilemektedir. Üretim prosesinde kullanılan kimyasal maddelerin maliyetleri de önemlidir. Bununla beraber Temmuz’dan Ağustos’a kur zıplamasının Tüik 17.1’in eğimini dikleştirdiği de açıktır.

Peki Tüik 17.1 endeksi, oluklu fabrikasının maliyet artışını yeterince yansıtıyor mu?

Grafik çok açık. Tüik, oluklu fabrikasının hammadde maliyet artışlarının altında kalıyor. Çünkü kağıt dışındaki malzemelerde de ciddi artışlar var. Örneğin:

Mürekkepte analiz dönemindeki artış 66% iken, yalnızca 2018’in ilk 8 ayındaki artış 50%’dir. Eğer Eylül’ü de dikkate alırsak, artış 79%’a çıkıyor. Zira mürekkep üreticisi de (Grafik-1’deki gibi) davranıyor.

Beyaz tutkalda ise daha feci rakamlar var. Analiz döneminde artış 40% iken bu Eylül ayıyla birlikte 91% artış olacak.

Bir diğer önemli kalem nişastanın fiyatı € cinsinden sabit olduğu için kur kadar 45% artmış.

Hammadde, Tüik 17.1’den fazla artmış ama bakalım oluklu fabrikası bunu müşterisine ne kadar açıklamış?

Maalesef pek açıklayamamış. Hammadde maliyetindeki artış, açık ara fiyat artışından fazla görünüyor.

Peki, oluklu mukavva kutu fiyat artışının bir periyodu var mı?

Grafik-5’e göre, fiyat her 3-4 ayda bir doğru yere geliyor. Buradaki “doğru yer” fiyat artışının değişken maliyet artışından bir birim daha fazla olmasıdır. Trende bakarak, Eylül’de oluklu fabrikası değişken maliyetten zarar etmeye devam edecek ve Ekim’de fiyatı arttırmak zorunda kalacak demektir. Değişken maliyet sabit kalırsa, fiyat 7 puan arttığında doğru yere oturacaktır.

Bundan sonra ne olur?

Yeni Ekonomi Programına (YEP) göre Tüfe, 2018 sonunda 20,8% ve 2019 sonunda 15,9% olacaktır. Ağustos itibarıyla 17,9% olan Tüfe’nin bu yılın sonunda 20,8%’e çıkacağı bekleniyor. Yani maliyetler artmaya devam edecek.

YEP’e göre ortalama USD kuru bu yıl 4,9030 TL, 2019’da 5,5975 tahmin edilmiş. Kur tahminleri şaşarsa, enflasyon ve de maliyetler daha yüksek olacaktır.

Artan maliyetler, gecikerek de olsa kağıt ve kutu fiyatlarını arttırmaya devam edecektir. Çarşıda-pazarda fiyat artışından şikayet ederken, kutu ve kağıt fiyatlarındaki artışa itiraz edilmesini anlamak mümkün değildir.

Bazı üreticilerin, daralan talebe göre kendilerini ayarlayamayıp-yüksek miktarlarda üretime devam etme düşünceleri olabilir. Bunlar anlık, o güne/haftaya özgü fiyatlarda geri çekilmeler yaratabilir. Ama maliyetlerin artış trendi devam edecektir. Ta ki, enflasyonun belirli bir yerde oturduğu ve kurların artık stabil hale geldiği algısı yerleşene kadar fiyat artışlarından, ülke olarak kurtulmamız söz konusu değildir.