Rakipte çalışan birini işe almak her bakımdan oldukça
zordur. Çalışan açısından da, yeni şirket açısından da konu çok sıkıntılıdır.
Birkaç kez böyle kararlar vermek zorunda kaldım. Bu yazıda rakipten bir çalışan
almayı çeşitli açılardan değerlendirmeye çalışacağım.
Çalışan Açısından
Düne kadar rekabet ettiği kurumun çalışanı olmayı kabul
etmek, gemileri yakmak gibi bir psikolojik savaştır. Bana göre çalışanlar,
zaman içinde biriktirdikleri (yani halının altına süpürdükleri) sorunları bir
seviyeye gelince ayrılmaya karar veriyor. Rakipten gelen kişilerle yaptığım
mülakatlarda, iş yerinden genel bir memnuniyetsizlik ile yükselme imkanlarının çok
sınırlı olması dikkat çekiyor. Yöneticisinin kibar/adil/sevecen
davranmamasından, çalışanın getirdiği fikir ve önerilerin dinlenmemesine,
benzer iş yapan çalışanlara farklı maddi kazançlar verilmesine, işinde
yükselmek için illa şu okul/topluluk/lisan (gerçekte bunun işe hiç getirisi
olmasa da) şart koşulması,…gibi konular çok öne çıkıyor. Elbette yalnızca daha
yüksek ücret için iş değiştirmek isteyenler de vardır ama katıldığım
mülakatlarda, ben çok az sayıda böyle kişiye rastladım.
Ücret
Çalışan herkes belli bir gelir elde etmek ve bununla
yaşamını sürdürmek mümkünse daha konforlu yaşamak için çalışır. Yapılan işe
eşit ücret verilmemesi öncelikle iş yerine yansır ve sorunlar çıkarır. Benzer
iş/sorumluluk yapan kişi, diğerine göre daha az ücret aldığını fark ettiğinde
motivasyonunu kaybeder ve çözüm değil problem yaratmaya başlar.
Sektöre göre daha düşük ücretle insanları bir süre
çalıştırmak mümkündür. Ancak herhangi bir kırılma anında çalışanları kaybetmek
büyük olasılıktır. İnternet öncesi dönemde, piyasadan/sektörden doğru bilgi
almak pek mümkün değildi. Şimdi ise sektörel ücret araştırmaları dahi var.
Şirketteki/bölümdeki ücret seviyesi sektörel ortalamanın altında ise çalışanı
tutmak neredeyse imkansızdır. Dolayısıyla, eğer kurumun ücret seviyesinin düşük
olduğu biliniyorsa hemen düzeltilmelidir.
Yine katıldığım mülakatlardan öğrendiğime göre, ücretin
asgari ücret kısmını resmi ödeyen, kalanını açıktan veren veya ücreti tamamen
resmi ödeyip-örneğin satıcı primlerini kayıt dışı veren kurumlar var.
Genellikle patron yönetiminde olan şirketlerde görülen bu durum, belki çok kısa
süre kurumun lehineymiş gibi görünse de gerçekte çalışanların kuruma olan
güvensizliğini arttırmaktan başka bir işe yaramıyor. Dahası o çalışan işten
ayrıldığında, kurumun kayıt dışı iş yaptığı herkes tarafından öğrenilmiş
oluyor.
Terkedilen Kurum Açısından
Sektörümüzdeki şirketler, birkaç davranışı modeli
gösteriyor:
Kurumsalmış gibi davrananlar: Bunlar arasından bazıları,
ayrılma sırasında veya çok öncesinde, çalışana “aynı sektörde çalışmayacağım,
burada öğrendiklerimi başka yere taşımayacağım” gibi sözleşme imzalatmış
oluyorlar. Pratik olarak bu tür sözleşmelerin kuruma hiçbir faydası yok, dahası
kapıdan çıkınca; kurumun gerçekte ne kadar kötü olduğunu herkes öğrenmiş
oluyor. İçerdekiler de geleceğe korkuyla bakıyor. Çok yakın zamandaki deneyimlerime göre bu kapsamdaki
şirketlerden, çalışanın tercih ettiği yeni şirketi arayıp; “bu kişiyi işe
almayın” veya “centilmenlik anlaşması yapalım” diyenler de var.
Patron yönetiminde olanlar: Kurumun tepesinde görünürde
bir profesyonelin olduğu ama uygulamaların çağdışı/geri olduğu şirketlerde bu
kapsamdadır. Çalışana ve gittiği yeni şirkete; müşterimi/işimi çaldı diyerek
dava açıyor. Hatta çok önceden çalışanın zarar verdiği, kaybettiği ofis
cihazlarını faturasını kesip-dava açanları dahi bulunuyor. Durumun üstteki
maddeden hiçbir farkı yoktur.
Terkedilen kurumun nasıl olduğuna göre tepkiler
değişiyor. Ama ilki hariç olmak üzere, diğerleri tabir yerindeyse eski
çalışanına illallah dedirtiyor. Sonuçta elbette o kurumun itibarı kayboluyor.
Şirket Değiştiren Çalışan Müşteri Çalar Mı?
Çoğunlukla satış çalışanlarının, şirketler arasında geçiş
yapması sorun olur. Satıcının, bir başka şirkete giderken baktığı müşterileri
götürmesi bence çok zordur. En iyi satıcının, müşteriye etkisi %30-35’dir.
Kalan %65-70 ise kartvizitin gücüdür, oradaki logo ve şirket adı satıcının
etkisinden iki kat fazladır. Ancak, siz şirket olarak zaten müşteriye iyi
davranmıyor ve ürün kalitesi, teslimat gecikmesi, hizmet sıkıntıları,…vb
yaşatıyorsanız, satıcı/şirket oranları yer değiştirir.
Satıcının işten ayrıldığında, müşteri götüreceğini
düşünen yönetici gerçekte piyasadan ne kadar kopuk olduğunu bilmemektedir. Sektörde
en son kurulan, diğerlerine göre daha modern olan bir oluklu fabrikası
açıldığından beri, rakiplerinden çok sayıda çalışan almasına rağmen (bu
fabrikanın yalnızca satış ekibini, herhalde 4-5 kere değişti) halen sektörde
önemli bir varlık gösteremedi. Başlangıçta sektör deneyimi hiç olmayan
insanları işe almış olsaydı bile bugünkü işlem hacmine ulaşabilirdi.
Pazardaki bütün müşteriler, bütün satıcılar tarafından
bilinir. Tersi de geçerlidir. İyi bir ambalaj satın alıcısı, kendisine kimlerin
hizmet edeceğini bilir ve onlarla temas etmiştir. Hele günümüzün internet
dünyasında, her türlü bilgi, arayana ancak klavye kadar uzaktadır.
Sektörde 36 yılı tamamladıktan sonra, müşterileri kısa
süreli ödünç aldığımızı iyice öğrenmiş bulunuyorum. Bütün oluklu mukavva
üreticileri benzer hammaddeleri kullanarak, benzer teknolojilerle kutu
üretiyorlar. Aynı yan yana iki fırının ekmek yapması gibi. Aradaki temel fark,
sizin fırınınızın temizliği/düzeni (standartlar) ve müşteriye nasıl
davrandığınız (yani çalışanların müşteriye nasıl davrandığı) oluyor. Kesinlikle
kurumun kültürü önem kazanıyor. Eğer tek bir satıcının gitmesi ile bütün
düzenin yıkılacağına inanıyor/düşünüyorsanız, zaten yönetici olarak boşa para
alıyorsunuz demektir.
Satıcının gittiği şirket yeni kurulmuşsa, pazara yeni
giriyorsa başlangıçta kısa süreli müşteri gidişi söz konusu olabilir. Düşük
fiyat nedeniyle giden müşteri, yeni kurulan fabrikada istediği hizmeti
alamayınca geri gelecektir.
Gidilen Yeni Şirket
Rakipten çalışan alma kararını vermek, bir takım arkadaşı
arayan şirket için gerçekten çok zordur. En önemli konu kan uyuşmazlığıdır.
Yönetici olarak, hem yeni gelene göre yeni bir ekip kurmak, hem de gelen kişi
ile mevcut çalışanların aynı kafada olacağına emin olduktan sonra rakipten
çalışan almaya karar verdiğim durumlar oldu. Yani iki durumu da test ettim.
Buradaki temel unsur, rakipten gelen kişiyi nasıl gördüğünüzdür. Biz, gelen
kişiyi kısa vadeli, şu işi/müşteriyi/ihaleyi getirsin diye görmüyoruz. Bu
nedenle de aynı kişiyle, normalden fazla sayıda görüşme yapıyoruz. İçerdeki
durumu yani karşılaşacağı ortamı iyice anlatıp, kendisinden hangi sürede ne
beklediğimizi, neyi yaparsa başarılı olacağını açıklıkla dile getirmeye gayret
ediyoruz. Varsa karşı sorulara da açıklıkla cevap veriyoruz. Şimdiye kadar ki
görüşmelerde, ister istemez müşteri adı geçse de kimsenin; A müşterisine kaça
mal sattığını, bizde çalışınca A’yı getirip-getirmeyeceğini sormadık. Zira,
kısa süreli çalışan yerine hep takım arkadaşı arıyorduk.
Gidilen Şirketteki Çalışanlar
Grup olarak, mümkün olduğu kadar içerden insan
yetiştirmeye gayret ediyoruz. Bu yazıda çoğunlukla satıcılardan bahsedildiği
için, satıcıları da sıfırdan yetiştirmeye çalıştığımızı belirtmem gerekir.
Şirket kültürü, içerden yetiştirme olunca yani çoğunlukla yetiştirmek üzere
alınanlar terfi edince, mevcut çalışanlar dışardan geleni daha kolay kabul
ediyor. Ayrıca yönetici olarak, şef ve üzeri atamaları mümkün olduğunca içerden
yapmayı tercih ettiğimizi ancak yalnızca zaruri durumlarda dışarıdan
görevlendirme yaptığımızı vurguluyorum.
Yeni biri gelmeden belki de yeni birine karar verilmeden
önce, içerde yapılması gereken bir şey de ilgili pozisyonu gönlünden
geçirebileceklerle konuşmaktır. O pozisyona niçin uygun olmadığını, içerdeki
potansiyel gönlünden geçirene açıklamak şarttır. Aksi takdirde, gönlünden
geçirenin, gelen kişiyle sürtüşme yaşaması ve iş sonuçlarının olumsuz
etkilenmesi mümkündür.
Sonuç
İnsan kaybetmemek için çalışanlara iyi bakmak (eğitim,
söz hakkı, takdir, yetkilendirme) gerekir.
Ücret çok önemli. Birinci madde tamamsa bile ücret
düşükse çalışan kaybı olacaktır.
Çalışanların müşterilere iyi baktığından (müşteri memnuniyeti,
zamanında teslimat, iade/şikayet) emin olmak gerekir.
Yukarıdaki maddeleri sağladıysanız, ayrılan çalışanınız
müşterilerinize etkide bulunamaz veya minimum etkide bulunabilir.