usta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
usta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ocak 2021 Cumartesi

Oluklu Mukavva İşletmesi Açma Rehberi

Dönem dönem, oluklu mukavva sektörüne girmek isteyen yatırımcı/girişimcilerden mesajlar gelir. Bu sektöre nasıl girilebileceğinden, küçük çaplı bir işletme nasıl kurulacağına, makine satıcıları tavsiyesine,…kadar sorular gelir. Elimden geldiğince, hemen herkese cevap vermeye gayret ederim. Arada yeterince cevap veremediklerim de olabilir. 

Aralık ayının ortalarında, (gerçekte başka işleri olan ve bu işlerde de kutu kullanan) bir girişimciden  ayda 150-200 ton oluklu mukavva üretmeye nasıl başlanabileceği şeklinde soru geldi. Kendisine 6-7 maddelik kısa bir maille tavsiyelerimi bildirdim. Tavsiyelerimin kalıcı olması için bu yazıyı kaleme alıyorum.


Pazar

Genellikle bana yazanlar, tanıdıkları/bildikleri işletmelerde çok fazla kutu kullanıldığını düşünür. Kutu alıcısı ile kutu satıcısının “çok fazla” kavramları birbiriyle zıttır. Alıcının çok fazlası, satıcı için yetersiz miktar olabilir.

Bu nedenle, ilk yapılması gereken şey; tanıdık/bildik yerlerde kullanılan kutulardan numuneler toplamaktır. Her kutu için mevcut tedarikçi, aylık/yıllık alım/kullanım miktarı, güncel fiyatı, varsa spesifikasyon ve/ya müşterinin kutudan beklentileri,… başlıca toplanacak bilgilerdir.

Sonra kutular test edilmeli, kağıt cins ve gramajları bilinmelidir. (Bunun için laboratuvara ihtiyaç vardır ama ikinci adımda tutulacak danışmanla birlikte, basit bir terazi ile gramaj analizi yapılabilir. Ürünlerin ve kullanılan kağıtların gramajlarını bilmek başlangıç için yeterlidir.) Daha sonra levha siparişi verilirken bunlar işe yarayacaktır.

Toplanan numunelerin yıllık kaç tona ve/ya metrekareye tekabül ettiği hesaplanmalıdır. Bu hesaba göre kurulacak işletmenin kapasitesi belli olacaktır. Alış fiyatları ile yıllık kullanımların çarpımından yıllık ciro hesaplanır.


Danışman

Bana göre ikinci yapılması gereken iş, bir danışman bulmak ve onunla belli süreli anlaşma yapmaktır. Sektör deneyimli danışman, yukarıdaki hesapları kolayca yapar/yapmanıza yardım eder. Danışmanın sektör bilgisi, bazı kutuların gramaj analizini yapmanıza gerek kalmadan gramajlarını bilmenize, hangi kutunun nasıl üretilmiş olduğunu anlamanıza, kutulara yönelik talep trendlerine aşina olmanıza yardımcı olur.

Bazı danışmanlar, gerçekte sınırlı bilgisi/birikimi olmasına rağmen kendisini sektörün en iyisi olarak satabilir ve sizin buna inanmanızı sağlayabilir. Bu nedenle başlangıçtaki danışmanla sınırlı süreli (3-6 ay gibi) anlaşma yapmak uygun olacaktır. Siz sektörü daha çok tanıdığınızda, eğer ihtiyacınız olursa bir başka danışmanla çalışırsınız.

Danışmanın size en çok faydalı olacağı iki konu ise sektör turu atmanıza ve başlangıçta iyi bir operatör bulmanıza yardım etmesidir. Sektörde ne kadar çok işletme gezer ve iş sahipleriyle tanışırsanız; onlardan farklı bakış açıları öğrenir ve daha doğru kararlar verebilirsiniz. Ayrıca onun bağlantıları sayesinde kağıt ve/ya oluklu mukavva tedarikçisi de bulabilirsiniz.


Sektöre giriş kararı

Yatırım yapma kararı verirken, basit bir kar/zarar analizi yapmalısınız. Topladığınız numunelerden, o kutulara ilişkin aylık/yıllık ciro hesaplamıştınız. Eğer bunları levha olarak satın alsaydınız, kaç para ödeyeceğinizi hesapladığınızda; hammaddenin üzerinde ne kadar marj olduğunu görebilirsiniz. Bunun için danışmanın bulduğu tedarikçilerden, levhalar için fiyat teklifi almalısınız. (2021 yılının ilk ayları kahverengi kağıt piyasası biraz sıkışık, bu nedenle gelen teklifler biraz yüksek olabilir.) 



Aylık hammadde maliyetinin %5 arttırmak, işletmede verilecek fireye ilişkindir. Makinenin durumu ve operatörün iş bilgisi, fireyi düşürebilir.

İşletmede kaç kişi çalıştıracaksanız onların aylık tüm maliyetini dikkate almak gerekir.

Genel gider işletmenin telefon, elektrik, su, ofis, mürekkep, tutkal, palet ve hatta nakliye giderlerini karşılayacak meblağdır. (Tecrübeme göre %3 bu kapsamdaki giderleri karşılamaktadır, aklınıza yatmıyorsa daha hassas hesaplamanız uygun olacaktır.)

Eğer binaya kira ödenecekse bunun aylık karşılığını da cirodan düşmek gerekir.

Dört gider kalemini düştükten sonra kalacak olan X lira, bağladığınız paraya karşılık elinize geçecek aylık kazançtır. Bağladığınız paraya göre bu rakam düşükse, işe girmeyin. Emin olun ki burada yazılanlardan daha fazla gideriniz olacaktır. 


Gelişme planı

Sektöre girmeye karar verdiyseniz, önce levha (safiha, oluklu mukavva plaka) alarak, kutu üretmeyi ve satmayı düşünmelisiniz. Her şey yolunda giderse, önce kutu üretme kapasitenizi arttırmayı; mesel başlangıçta 150 ton kutu üretme kapasiteniz varsa bir veya iki adımda bunu 500 tona kadar çıkarmayı hedeflemelisiniz.

Sonrasında oluklu mukavva hattı kurmayı düşünürsünüz.


Usta

İnsanlar çeşitli nitelik ve becerilere sahiptir. Usta tabir edilen, çok tecrübeli, çalıştığı işletmeye katkı sunanlar olduğu gibi; adı öyle olan çok kısa sürede oradan buraya savrulanlar da vardır. Danışmanı seçmek gibi başlangıçta makineyi emanet edilecek kişi de önemlidir. Başlangıçtaki operatöre maalesef, değerinden daha fazla ödemek zorundasınız. Bu hem sizin yeni işletme olmanızdan (şahsınızın sektörde tanınmamasından) hem de her işin başlangıcını çok zor olmasındandır. Operatör haricindeki ilk çalışanlarınız, büyük ihtimalle bulunduğunuz çevreden gelen konuyla hiç alakası olmayan insanlardan oluşacaktır. İşi hiç bilmeyen bir ekibe işi öğretmek oldukça zordur. Bu açıdan operatörün işinin hayli zor olduğunu kabul etmek gerekir.

Ustayla da anlaşırken, belli bir süre üzerinden anlaşmak ama bu zaman zarfında işletmenin kurulacağı çevreden birilerini yetiştirmek üzere mutabık kalınmalıdır. Ben olsam bir yıl için anlaşır, eğer ustayla yolları bir yıldan kısa sürede ayıracak olursam, yıllık ücreti vermeyi garanti ederdim.


Makine

(Burada sanki bir makine ile bütün kutular üretilecekmiş gibi algı oluşmasın. Üretilmek istenen kutulara göre başka yardımcı, duruma göre daha basit makineler gerekebilir.)

İlk adımda topladığınız kutuların ebatları, renk sayıları, parti büyüklüğü (müşteri bir seferde o kutudan kaç tane alıyor), modelleri (özel kesim, a-box/standart), kulak tipi (yapıştırmalı, dikişli),…gibi özellikler nasıl bir kutu makinesine ihtiyacınız olduğunu belirler. Eğer 2-3 renkli baskılar varsa 4 renkli almak, çoğunlukla dikişli kutu üretilecekse inline (kutuyu yapıştırmalı olarak çıkaran) makine almak, çalışma genişliğini gereğinden büyük almak,…sık yapılan hatalardır.

Bazen makine üreticisi, bazen danışman ve/ya usta sizi belli bir makineyi almaya yöneltebilir. Sektör ziyaretleriniz burada çok önemlidir. Başka işletme sahipleriyle konuşmalarınızdan bir şeyler öğrenir ve daha doğru karar verirsiniz.

Kutu makinesinin performansını etkileyen en önemli husus, ayar süresi ve sayısıdır. Ayar süresi, makinenin çok manuel olmasından uzun olabildiği gibi operatörün yavaş hareket etmesinden de uzun olabilir. Makinenin kadranındaki hız, genellikle üretim miktarını birinci derecede etkilemez. Ayar süresinin uzunluğu, üretim sırasında çeşitli nedenlerle duruşlar, levha kalitesinin düşüklüğü (kamburluk, yapışma bozukluğu, oluklu kesiminin kötülüğü,…) üretim miktarını daha çok düşürür.


Bina

İşletmenin yerleşimi, iş sonuçlarını etkiler. Genellikle hazır binaya, işletme sığdırılmaya çalışılır. Bina hazır bile olsa, levhalar nereden gelecek ve stoklanacak, kutu makinesine nasıl beslenecek, bitmiş kutular nerede stoklanacak,…gibi akış mümkün olduğunca iyi planlanmalıdır. Malların aktığı güzergahlar, kendi içinde en az kesişmelidir. Ayrıca mal akışı ile insanların iş yaparken ki yürüyüş yolları az kesişmelidir. Her türlü kesişen akış, ilave maliyet ve zaman kaybı demektir. Öte yandan bu durum iş kazası riski de barındırmaktadır.


Yönetim

Eğer işletme ile ilk günden itibaren birebir ilgilenmeyecekseniz, mutlaka bunu yapacak birini yetiştirin.

Ustayı kontrol edecek kadar makineyi öğrenin.

Kayıt sistemine, raporlamaya önem verin. Karalama defterlerine alınan notlardan, ayın sonunda para kazanıp-kazanmadığınızı hesaplayamazsınız.

İlelebet başka bir şehirden/şirketten/kültürden gelen danışman ve ustayla gidemezsiniz. İlk günden, başlangıçtaki ekibin gidiş tarihi belli olsun. Ama dışarıdan gelenlerin, lokal insanları yetiştirmesini temin edin.


Sonuç

Davulun sesi uzaktan hoş gelir. Tedarikçiniz olan oluklu mukavva fabrikasına/işletmesine verdiğiniz parayı çok görerek bu işe girmeyin. Esas işinizi destekleyecekse, esas işinizde bir atılım yapmanıza neden olacaksa ve/ya ambalaj sektöründe büyümek niyetindeyseniz; oluklu mukavva sektörüne girin. Kolay gelsin.

2 Haziran 2019 Pazar

Kitaba Giremeyen Yazı

 Yukarıda resmi görülen "İLK İŞİM" kitabı için hazırladığım yazı, çok başvuru olması ve yazarlar arasında cinsiyet dengesi düşünceleriyle kitapta yer edinemedi. Hiper enflasyon ortamında, ilk iş deneyimimden bir demet anı olarak sunuyorum. Çocuğunuzu korumacı değil, hayata hazırlamak istiyorsanız kitabı okumanızı tavsiye ederim.


Emek Bakkaliyesi
İlkokul dörde giderken bakkal dükkanı açtık. Babam aslen iyi bir berber olmasına rağmen, hep daha kolay ve de hızlı para kazanma yollarına sapardı. Bu amaçla susamdan tütüne, pamuktan zeytine pek çok tarım konusunu da denedi. İki kez Almanya’ya işçi olarak gitmeyi denedikten sonra, bakkal olmaya karar verdi. Ben de otomatik olarak bakkal çırağı oldum. 1972-1979 yılları arasında okul dışındaki tüm zamanım ve yaz tatillerim bakkalda geçti. Benim ufağım ilkokula yeni başlamıştı ve en küçüğümüz henüz bebekti.

İlk çalışma günümüz bir Perşembe idi. O gün Torbalı ilçesinde Pazar kurulur, çevre köy ve kasabalardan gelenler haftalık alışverişlerini yaparlar. Dükkanımız köy dolmuşlarının yolcu boşalttığı sanayi sitesinin meydanından, pazarın kurulduğu alana giden yolun ortalarında oldukça mevki sayılan bir yerdeydi. Köylüler dolmuşa daha yakın olduğumuzdan pil, makarna, deterjan ve plastik bidon gibi ihtiyaçlarını bizden almayı tercih ederdi. Özellikle babamın arkadaşları veya berberlik zamanından bir şekilde bağlantılı olduğu Çamlıca ve Karaot gibi köylerden daha çok müşterimiz vardı.

İlk günün telaşıyla 100 lira kaybettik. O zaman için 100 lira en büyük banknottu. Acemiliğimizden, kaybettik sandığımız parayı kese kağıtlarının altına tıkıştırdığımız sonradan belli oldu. Çok iptidai şartlarla işe başladığımızdan henüz bir tezgah ve kasamız yoktu. Düzensizlik, gereksiz beklemelere ve servisin gecikmesine neden oluyordu.

Daha sonra, bakkalın ortasına bir vitrinli bölme geldi. Bir tarafında kasa, vitrinin üzerinde çerezlerle dolu kavanozlar. Ülkemizde henüz ambalajlı yiyecekler çok azdı. Hemen her şey, naylon torbaya veya kese kağıdına konulur, terazide tartılır ve tutarı hesaplanırdı.

Gün geçtikçe ciroyu arttıracak kalemler düşünmeye başladık. Plastik bidonların yanına cam kavanozlar ilave edildi. Sac kovalar, alüminyum tencereler, çalı süpürgeleri, badana fırçaları, çivi..vs. Biraz hırdavatçı, biraz bakkal ve hatta züccaciyeci. Anlıyordum işler pek iyi değildi, babam arayış içindeydi. Sanayi sitesindeki esnafın teşvikiyle, çok miktarda şarap aldı. O yıllarda sanayi esnafından bazıları satın aldıkları şarapları, dükkanın arkasındaki depoda içerdi. Bazı komşulardan olumsuz söylemler gelse de devam ettik.

Bir iki lokantaya kuru fasulye, pirinç ve konserve vermeye başladık. Lokantacılar, hafta içinde veresiye aldıkları malları genellikle Cuma sabahı öderdi. Fasulye başlangıçta karlı gibi göründüğünden, diğer müşterilere özellikle Perşembe’leri satmayı düşündük. Nasıl olsa ben bakkalın önündeki plastik ve camlarla ilgileniyordum ve kuru fasulye de satabilirdim. Bağıra-çağıra satmayı öğrendim. İlk başlarda sesim çok kısık ve titrekti. Ne kadar çok bağırırsam, yoldan geçenlerin dikkatini o kadar çok çekebiliyordum. İyi zamanlarda pazarın kurulduğu günlerde bir çuval (100 kilo kadar) fasulye satılıyordu.

Satın alma fiyatını düşürmek için babam, İzmir’den biraz çöplü fasulye alır, Çarşamba akşamı bütün aile onu ayıklardık. Duruma göre 2-3 kilo çöp çıkar ama kalan temiz malı daha iyi fiyata satardık. Ucuza almak adına bir keresinde Tire’deki konserve fabrikasına gittik. Konserve yaz mevsiminde üretilip-teneke kutularda ambalajlanıyor ve yıl boyunca da toptan olarak fabrikadan satılıyordu. Babam bazı hesaplar yaptı, lokantacıların börülce, türlü, vb taleplerine göre bir kamyona yakın konserve aldı. Konserveler tahmininden daha hızlı şekilde tükendi. Tekrar fabrikaya gittiğimizde konserve kalmamıştı. Çaresiz İzmir veya Torbalı’daki toptancılardan daha pahalıya aldık.

Siyah beyaz da olsa televizyonlar yaygınlaşıyordu. TV reklamlarının etkisiyle Sana Yağı ile Omo daha çok rağbet görüyordu. Birbirine yakın tarihlerde bu ürün gruplarını dükkanlarda yerleşim-sıralama ve kalite açısından kontrol etmek üzere iki profesyonel geldi. Biri deterjanları raflarda nasıl sıralamam gerektiğini gösterdi. Diğeri ise margarinleri açıkta bıraktığımızı (buz dolabımız yoktu) görünce birini açıp-tadını kontrol etti ve toptancıya iade etmemizi istedi. Çünkü bozulmuştu. İlçemizden olmayan, uzmanların bizim işimizi bizden iyi yapması mahcubiyetimizi arttırdı.

İlk günlerin heyecanı yavaşça kayboldu. Elde edilen ciro, aynı miktarda malı yerine koymaya yetmiyordu. O zaman bilmiyordum, ama hiper enflasyon yaşadığımızı şimdi daha iyi anlıyorum. 1974’deki Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra ABD ambargosuyla karşılaştık. Petrole bağlı ürünler, deterjanlar, margarinler, filtreli sigaralar piyasadan kalktı. Toptancılar, deterjan ve margarinden birer koli vermek için şu kadar alış veriş yapmamızı şart koşardı. Bizde bu malları yalnızca düzenli müşteriye verirdik.

Enflasyon o kadar yükseldi ki, fasulyenin fiyatı haftalık değişmeye başladı. 950 liraya aldığımız fasulyeden elde edilen ciro bin liraydı. Bir hafta sonra toptan fiyatı 10 lira 25 kuruş olduğundan eldeki bin lira bir çuval almaya yetmiyordu. Enflasyon bizi küçülmeye zorluyordu. Ayrıca hızla artan fiyatları, müşterilere izah etmekte zorlanıyorduk. Küçük bir ilçede, insanın adının kazıkçıya çıkması çok kötüydü. Elinde eskiden kalma malı olan daha ucuza satabiliyordu. Bunun için stokları şişirmek lazımdı ama bizde para yoktu.

İlk defa tefeciden 10 bin lira para aldık. Üç ay sonra 13 bin lira ödeyecektik. Enflasyonun nasıl çalıştığını anlamamıştık. Eskiden olduğu gibi yüzde 10 kadar kar marjı yeterli sanıyor-buna göre fiyatlandırıyorduk. Bakkalın satılacak mallarla dolu olması, bizim motivasyonumuzu arttırmıştı. Parayı geri ödeyene kadar, birkaç kez çevirmeyi başardık. Ödeme günü gelince çok zor da olsa geri ödedik.

Sonra tekrar, birkaç ay sonra bir kez daha derken tefeci bakkalı komple almak istedi. Fahiş faizle alınan parayla iş yapabilmemiz adamı etkilemişti. Babamla anlaşamadılar. Sonra bir başka alıcı çıktı, o da almadı. Ruh halimiz, bakkalı satıp-kurtulmak şekline dönmüştü. Babam dükkanı sen idare et, biz annenle tütün ekelim dedi. Tütün, o yıllarda tamamen insan gücüne dayalı, başlangıcıyla bitişi arasında bir yıldan uzun zaman geçen bir üründü. Eski yılın mahsulünü satıp-elinize para geçmeden, yeni yılın fidanlarını dikmek gerekirdi. Yani uzun süreli para bağlamak demekti. O zaman görememiştim ama enflasyonist ortamda bu da çok yanlış bir karardı. Tütün, bakkalın sermayesini biraz daha emdi. Dükkanda ekmek, şeker, çay gibi yalnızca günlük ihtiyaçları satar hale gelmiştik. Zira sermaye erimişti.

Pamuk işlemek için güney doğudan gelen aileler bizim caddenin başlarında bir yerde kalmaya başladı. Çok çocuklu olduklarından ekmek tüketimleri de fazlaydı. Sırf onlara daha çok ekmek satmak için bakkalı daha erken açmaya başladım. Günlük ekmek satışı 50’lerden 100’e kadar çıktı. Pamuk işçilerinin tüketim alışkanlıklarına göre, patates, kuru soğan ve Vita (açık nebati yağ) da satmaya başladım. Pamuk sezonu bitince işler yine dip yaptı.

Yıl 1978’e gelmiş ve ben liseyi bitirmiştim. İlk yıl eczacılık bölümünü kazandım ama gitmedim. Bunun yerine hafta sonları dershaneye gitmeye ve hafta içinde bakkalı çalıştırmaya devam ettim.

Dükkan binasının sahibi olan toptancıdan vadeli mal talep ettim. Hayatta kendi başıma aldığım ilk, önemli kararlardan biriydi. Muzaffer Amca, sanıyorum 15-20 bin liralık açık hesap mal verdi. Yine bir canlanma yaşadık. Dükkandaki hareketi gören tefeci yine alıcı oldu. Üniversite sınav sonuçları açıklandığında, endüstri mühendisliğini kazanmıştım. Bakkalı devretmek için bu da iyi bir bahane oldu. Dükkanı sattık, babam çırçır fabrikasında işçi olarak çalışmaya başladı. Ben de okula. Yedi yıllık inişlerle-çıkışlarla dolu ticari hayatımız bitmişti. Hayatta daha deneyimli ama daha fakirdik.

İlk işimin faydalarını, yönetici olduktan sonra daha çok anladım. Halen satışın en önemli iş olduğunu ve doğru fiyattan satmanın çok satmaktan daha karlı olduğunu düşünürüm.