28 Ekim 2013 Pazartesi

Oluklu Mukavva Sektörünün 2015 ve sonrası üzerine

Geçtiğimiz 2-3 yıl içinde şu trendleri yaşadık/yaşıyoruz:
Modern Ambalaj, hızla büyümeye devam ediyor. Büyüyen pazardan daha çok pay alıyor.

Ağırlıklı olarak yabancı sermayeli kuruluşlar, küçülüyor, fabrika kapatıyor ve yeniden yapılanmalara gidiyor.

Ambalajla hiç ilgisi olmayan işleri yapan bazı gruplar; durduk yerde kağıt ve/ya ambalaj üretimine soyunuyor.

Kayseri, Konya/Karaman ve Antep/Maraş gibi yerlerde üretici sayısında ve ambalaj tüketiminde artış var.

Pazarın büyümesi
Oluklu mukavva ambalaj pazarı (önümüzdeki yıllarda ülkemizin 5%’den az büyüyeceği varsayımı altında) 3,5-4% gibi büyüyecektir. Bu durumda, Pazar 2015’de 2 milyon tona ulaşacaktır:

Yıllar  Bin ton
2013 1.850
2014 1.920
2015 2.000

Büyük oyuncular
Modern, 2015 sonunda +20% Pazar payı ile liderliğini sürdürecektir. IP, Mondi ve Dunapack üçlüsü, toplamda 40% Pazar payına ulaşacaktır. Dolayısıyla top-4 pazarın 60%’ına sahip olacaktır.

Piyasaya yeni giren veya girmeyi düşünen Rondo, Saica gibi yabancılar en çok ikişer fabrikaları ile fazla varlık gösterememiş olacaklardır.

Hangi trendleri göreceğiz?
Oluklu mukavva kağıt üretim kapasitesi +2,6 milyon tona ulaşmış olacağından kağıdı satmak önemli bir husus olacaktır. Oluklu mukavva kağıt fiyatlarında düşme ihtimali yüksektir. Düşmenin ne kadar olacağı, içeriden ne kadar hurda toplanacağı ile ilgilidir. Ülkemiz her halükarda hurda ithal ediyor olacaktır. Eğer kurlarda mevcut durum sürer ise hurda ithalatımız daha da artacaktır.

Türkiye, net oluklu mukavva kağıtları ihracatçısı durumuna gelecektir. Buna karşılık Rondo ve Saica gibi fazla kağıdını tüketecek fabrikaları satın alanlar hangi stratejileri geliştireceklerini çok merak ediyorum.

Yalnızca kağıt üreten kuruluşlar, mutlaka oluklu fabrikası kuracak ve/ya oluklu grupları ile partnerlik anlaşması yapacaktır.

Şimdilik İstanbu’da iki tane sheet feeder (yalnızca oluklu mukavva üretip-satan, kutu üretmeyen fabrika) bulunmaktadır. 2015 sonunda, en az 10’a yakın sheet feederimiz olacaktır. İstanbul dışındaki, büyük merkezlerde de sheet feederler kurulacaktır.

Sheet feeder sayısı, levha işleyen atölye sayısını tetikleyecektir. Beklenenin tersine atölye sayısı azalmayıp-artacaktır.

Atölyelerden bazıları, farklı servisler (depolama, ambalajlama, vb) vererek daha büyüyecektir.

Oluklu fabrikalarının rekabetçi olması, teknolojiye dayanacaktır. Eski makineler çıkarılıp-yeni teknolojililer devreye alınacaktır. Bu nedenle, büyük makine üreticilerinin mevcut acentelerini bırakıp-kendi organizasyonlarını kurmaları olasıdır.

BRC, clean room, FSC,… gibi sertifikalara sahip fabrika sayısı şimdilerde 10’dan az iken, patlama yaşanacaktır. Bazı atölyelerin dahi mesela BRC aldığı görülecektir.

Eski kağıt makinelerine sahip kuruluşlar, başlangıçta kendi (ikinci el) olukluları ile mutlu olurken; 2015’de rekabetçi olamadıklarını göreceklerdir. Bazılarının kapanması olasıdır. Kalanlar ise, mutlaka yatırım yapacaklardır.

Ana müşterisi kendi grubu olan hiç oluklu fabrikası kalmayacaktır. Ülker, bunu herkesten önce görmüş ve Tire Kutsan’ı satmıştır. Aynı holding içinde olma, akraba olma gibi satın alma tercihi hususlar “out” olacaktır.

Dalga cinslerinde incelme ve kaymalar yaşanacaktır. Yeni B (mevcuttan daha ince) kullanılmaya başlanacaktır. CB ve C dalgaların kullanımı azalıp, EB ve B dalagalar artacaktır. Mevcut durumdaki EB’ler EF’ye dönecektir.

2012’de 528 gr/m2 olan ortalama ağırlık, 510’un altına düşecektir.

2012’de faaliyette bulunan 91 kuruluş, 116 fabrika ve 122 oluklu hattı ile 1.772 bin ton oluklu mukavva üretmiştir. 2015’de 85 kuruluş, 110 fabrika ve 115 oluklu hattı olacağını tahmin ediyorum. Kurulu, fabrika ve hat sayılarında azalma olmasına rağmen; daha geniş oluklu hatları devreye girerek, verimliliği arttıracaktır.

80’den fazla sayıdaki oluklu hattı 2 metreden daha dardır. Bunların sayısının 50 civarına düşeceğini tahmin ediyorum.

Bakalım, öngörülerim ne kadar gerçekleşecek?

30 Eylül 2013 Pazartesi

Oluklu mukavva sektöründe kullanılan kağıt miktarları

Omüd’ün yayınladığı 2012 raporuna göre, kullanılan kağıt cins ve miktarları şu şekildedir:

 
Omüd raporundaki rakamların eksik olması, yayınlanan bilginin kullanılmaz olmasını getiriyor. Niçin Omüd, eksik bilgileri tamamlama yoluna gitmez anlamış değilim. Öte yandan Omüd’ün ilk kuruluşundaki kağıt ayrımlarının halen kullanılmaya devam edilmesi de ayrı bir sorun.  Halen beyaz ve esmer test liner kullanımları birlikte toplanmaktadır. Yukarıdaki tabloyu nasıl daha faydalı hale getirebilirm diye düşündüm, sonuçlar aşağıdadır.
 
Selüloz ve Kağıt Sanayii Vakfı ( www.sksv.org ) raporuna göre, 2012’de ülkemizin oluklu mukavva kağıt kullanımı 2.121 bin tondur.


bin ton
üretim
1.483
ithalat
721
ihracat
83
2.121

Buna karşılık RISI ( www.risiinfo.com ), 2013 mayısında Paris’te gerçekleştirilen  ICCA Global Summit’de ülkemizin oluklu kağıdı tüketimini 2,1 milyon ton olarak sunmuştur.
 

RISI’nin kağıt cinslerini bu kadar hassas tahmin etmesi (hesaplaması) takdire şayandır.

Yukarıdaki alıntılardan sonra, en iyi kağıt ayrımı RISI’dedir. Omüd’de aşağıdaki  şekilde yapsa iyi olur.
KL, esmer
Beyaz KL, kromo karton ve kuşeli olanlar dahil
Test Liner, yalnızca esmer olanlar, TL1, TL2, TL3 ve imitasyon KL dahil
Beyaz Test Liner, kuşeliler dahil
NSSC
Fluting, şrenz, high performance, extra, vb isimliler dahil

Omüd’ün rakamlarından yola çıkarak; ülkemizin kağıt kullanımıhesaplamak için iki hususa açıklık getirmek gerekir:
Bunlardan ilki, üye olmayanların kağıt kullanım yüzdeleridir. Benim tahminim


Üye olmayanların kullanım oranları
kağıt
%
KL
7
Beyaz KL
0,2
TL
36,5
Beyaz TL
5
NSSC
0,5
FL
50,8
100

Şeklindedir.
İkinci husus ise, Kağıt vakfına göre kullanılması gereken bütün kağıdın ne kadarının stokta kaldığı ile ilgilidir. 100 bin ton kadar kağıdın stoklarda (kağıt fabrikalarında veya oluklu fabrikalarında) artmış olduğunu varsayıyorum.
Bu iki kabulden sonra,


bilinen 79%
bilinmeyen 21% tahmini
OMÜD toplamı
Üye olmayanlar
Türkiye toplamı
Türkiye toplamı
kağıt
bin ton
bin ton
bin ton
bin ton
bin ton
%
KL
241
64
305
38
343
17,0
Beyaz KL
38
10
48
1
49
2,4
TL
195
55
250
200
450
22,2
Beyaz TL
90
28
118
27
145
7,2
NSSC
147
39
186
3
189
9,3
FL
418
151
569
278
847
41,9
1.129
347
1.476
548
2.024
100,0

Ülkemizin oluklu mukavva kağıdı kullanımını 2.024 bin ton olarak hesaplıyorum. Beyaz TL’ye ilişkin 145 binlik tahmin, SPC’den Yasemin Akyazan hanıma aittir. Onun tahminine göre ülkemize 70 bin ton kadar ithal beyaz TL girmektedir.
Bazı sonuçlar ve yorum:
Yukarıdaki tabloda, NSSC, RISI’den hayli yüksek çıkmıştır. Bunun nedeni, bazı high performans flutinglerin de NSSC olarak bildirilmiş olduğunu düşünüyorum.
RISI’nin kullanım yüzdelerini genel olarak daha doğru buluyorum.

 

16 Eylül 2013 Pazartesi

Çalışanlar ne ister?
Gallup’un 114 ulustan, çeşitli sektörlerdeki 10 milyondan fazla çalışan ve yönetici ile yaptığı mülakatların sonuçları kitap haline getirilmiş. Orijinal kitabın linki:
http://businessjournal.gallup.com/content/25402/Book-Center.aspx
iken, Türkçe’ye çevrilmiş kitap aşağıdaki linkten görülebilir:
http://www.idefix.com/kitap/basarili-yonetimin-12-temel-ilkesi-rodd-wagner/tanim.asp?sid=JYQNI00WLY6Y5BWB4UDQ

Çalışma,
• Çalışanların, iş yerine bağlılığı nasıl arttırıla bilir?
• İş yerinde motivasyon nasıl arttırıla bilir?
• Devamsızlık nasıl azaltılır ve verimlilik nasıl artar?
• İş kazaları, kayıp günler nasıl azaltıla bilir?
Konularını araştırmış. Röportajlar sonunda yukarıdaki sorulara cevap veren 12 ilke belirlenmiş:




Kitabın adı, orijinaline uygun olarak “başarılı yönetimin 12 temel ilkesi” olarak çevrilmiş ama ben olsam, yazımın başlığındaki gibi “çalışanlar ne ister” şeklinde çevirirdim. 12 temel ilkeye ilişkin benim yorumlarım ise:
1)İş yerinin benden ne beklediğini biliyorum.
Normal olarak, çalışanların ne yapması gerektiğinin önceden açıklandığı kabul edilir. Buna rağmen araştırmaya katılanların ancak yarısı, “görevimi biliyorum” demiş. Bu ilkenin diğer boyutu ise, ekibin içindeki bireylerin koordinasyonu ile ekiplerin aralarındaki koordinasyonun önemidir. Ayrıca değişen şartlar altında, çalışanlardan beklentilerin de değiştiğini; kendilerine anlatabilmek (yani koordinasyonu sağlayabilmek) çok kritik olmaktadır.
2)İşimi düzgün yapabilmek için, gereken alet-edavat ve malzemelere sahibim.
Çalışma alanı yapılan işe uygun, ilgili araç-gereç elimin altında. Araştırmaya katılan Amerikalıların üçte ikisi, “işimi yapmak için yeterli araç-gereç yok, bu nedenle eve stresli dönüyrum” demiş.

3)Hergün, işimi en iyi şekilde yapma imkanım var.
Batı toplumu, farklı kişilerin eğitilip-aynı işi yapmak üzere iyi bir çalışan olduğunu iddia etse de, insanlar aynı değildir. Fiziksel, mental ve yetiştikleri çevrenin özelliklerini taşırlar. Yönetim, çalışanlarının niteliklerini keşfetmeli ve doğru işlerde çalıştırmalıdır. Her üç çalışandan ancak biri, “hergün, işimi en iyi şekilde yapıyorum” demiş.

4)Son yedi gün içinde, işimi iyi yaptığım için teşekkür edildim.
Gallup’un çalışmasına göre, insanlar yeterince takdir edilmemekten muzdarip. Gallup, eğer organizasyonda “eline sağlık, iyi iş çıkardın” gibi bir kültür varsa, verimlilik minimum 10% artıyor şeklinde açıklıyor.

5)Amirim (veya bir başkası) benimle ilgileniyor.
Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, insanlar ne kadar tek başlarına da çalışıyor olsalar; tercihan amirlerinin kendilerine özen göstermesini, sorunları ile ilgilenmelerini istiyor. Bu durumun, çalışanın iş değiştirmesini engelleyen önemli bir faktör olduğu vurgulanıyor. Çalışan olduğu için değil, insan olduğu için ilgi bekliyor.

6)İş yerindeki biri, gelişmemi (öğrenmemi, tecrübe sahibi olmamı) teşvik ediyor.
Ustam, bildiklerini bana öğretmek istiyor. Klasik usta-çırak ilişkisi yeterli değil. Baka baka öğrenme çok uzun ve verimsiz bir süreç. Bu sürecin kısalması için, ustanın düzgün iletişim kurması da şart.

7)Görüşlerim dikkate alınıyor.
Yönetim, çalışanların “insan” olduğunu unutmamalı, onları “makine” olarak kabul etmemeli ve çalışanları dinlemelidir. Çalışanlar, yaptıkları işe hakimdir ve bazen çok faydalı fikirler verebilirler.

8)Yaptığım iş şirketin misyonu ile uyumludur ve önemlidir.
Çalışanlar, çalıştıkları kuruma nasıl bir etkileri olduğunu bilmek ister. Yaptıkları işin, şirketin varlık nedeni ile uyumlu olduğunu umarlar. Yönetim, şirketin misyonunu çalışanlarına açıklamalıdır. Ve hatta işlerin, misyonla bağlantısını da kurmalıdır.

9)Arkadaşlarım kaliteli iş yapmaya özen gösterir.
Ekip içinde herkes benzer önceliklere sahip olmalıdır. Aynı ekipte hem iyi çalışanlar hem de kötüler varsa, iş sonuçları sık sık dalgalanma gösterir. Yönetim, herkesi aynı doğrultuda, aynı kalite düzeyinde çalışmaya yönlendirmelidir.
10)En iyi arkadaşım, iş yerimdendir.
İş yerindeki arkadaşlık ortamı, verimliliği arttırmaktadır. Çalışanlar, birbirinden kopuk iseler, iş değiştirme hızı yüksek olabilir. Yönetim, kimin kimle iyi arkadaş olduğunu bilemeye bilir. Buna karşılık yönetim, insanların iş dışında da bir araya gelmesini teşvik edebilir.

11)Son altı ay içinde, şirketten biri, gelişmem/öğrenmem hakkında benimle konuştu.
Performans değerlendirme, çalışanların gelişmeleri için yeterli değildir. Çalışanlar, yöneticilerinden düzenli geri bildirim almak istiyor. Bu bildirim, kişiye özel, potansiyelini arttırıcı, ihtiyaçlarını gözeten ve durumunu değerlendiren olmalıdır.

12)Son altı ay içinde, iş yerimde öğrenme ve gelişme imkanı buldum.
İnsanlar, öğrenmek ve gelişmek arzusundadır. Bir üst pozisyona geçmenin yanında, altı ay öncesine dek bilmediğim bir şey öğrendim.

Kitabın sondan önceki bölümü, “ücret problemi” olarak ayrılmış. Yazarlar, ücretin yukarıdaki 12 faktöreden ayrı olarak ele alınması gerektiğini ele alırlarken; “ücret” çalışanın devamlılığına, şirkete bağlılığına ve verimliliğine çok az etkilidir diyorlar. Araştırmadan çıkan ücretle ilgili sonuçlar ise:
1)Normalden yüksek ücret, çalışanı şirkete bağlılığını arttırmıyor ve motivasyonuna katkısı az.
2)Hem iyi çalışanlar hem de kötü çalışanlar, ücret artışını hak ettiklerini düşünüyor. Zira, yıl içinde yeterince geri bildirim almamışlar.
3)Çok küçük artışlar, motivasyonu bozuyor. Çalışanlar bunu, “sen bu artışı da hak etmedin ama...” şeklinde anlıyor.
4)Ücret, yalnızca faturaları ödemeye yaramaz, öncelikle bir statü sembolüdür. 5)Ücret kıyaslamaları, çalışanlar arasında derin gönül yaralarına yol açar. Aynı işi yapanlar arasındaki büyük farklar, huzursuzluk kaynağıdır.
6)Ücretler genellikle gizli tutulur. Ancak, ücret artışının hangi kriterlere göre yapıldığı bilinmelidir.

Kitabın sonunda, “iyi yönetimin kalbi” bölümünde, yukarıdaki prensipleri uygulayan yöneticilerin de, kendilerine aynı prensipleri uygulayan üstlere ihtiyacı olduğu belirtilmiş. Bütün seviyelerdeki yöneticiler benzer şekilde davranmalı.


25 Ağustos 2013 Pazar

Bir levha sayma cihazı satın alma deneyimi

Kaplamin’e levha sayma cihazı alırken, üç alternatif belirledik:
Function Control’un Metro LS adlı cihazı. ( www.functioncontrol.com )
Certo’nun Visual-Counter adlı cihazı. ( www.certots.com )
MomentSoft’un Digitor Levha Sayım İstasyonu ( www.momentsoft.com )

Tekliflerde, cihazı satın alırsak, hatalı sayım nedeniyle ne kadar para kazanılacağı uzun uzun anlatılmış. Eğer müşteri, oluklu üreticisini istismar etme niyetinde ise, sayma cihazına rağmen bir kulp bulacaktır. Sayma cihazı yatırımı yapılmasının arkasındaki esas motivasyon; ne ürettiğini/sattığını bilmek ve müşteri şikayeti almamak olmalıdır.

Genellikle bu cihazların, 200 ton ve üzerinde levha satan işletmeler için faydalı olduğu düşünülür. Ben ton yerine adet ve m2 hesapladım: Ayda en az 250 bin m2 veya 350 bin adet levha satılıyorsa; cihazın kendine ödeme süresi bir yılın altına iniyor.

Gelen tekliflere göre, cihazlar aşağı yukarı aynı teknik özelliklere haiz idi. Mekanik bir gövde, kamera sistemi, bilgisayar ve yazıcı ile gerekli parçalar ve PLC’den oluşan bir set. Etiketleme yazılımı ile, bu yazılımın mevcut ERP programı ile birbiri ile konuşması.

Cihazların boyutları, kapladıkları alan, garanti süresi, bakım şartları, mikrodan-triplexe sayabilme,...gibi özellikleri ya aynı ya da birbirine çok yakın.

Aralarındaki en belirgin farklar ise:
• Metro LS, 2,2 metre yükseklğindeki paleti dahi sayabilirken; Digitor 1,6 metre çalışıyordu.
• Digitor en hızlı teslim edilirken, en geç teslim süresi (Meksika’da üretildiğinden) Visual-Counter’e ait idi.
• Metro LS, en pahalı iken; Digitor en uygun fiyatlı idi.
• Digitor, en hızlı sayımı (1,5m’lik paleti 40sn.’de) gerçekleştirirken; Metro LS, 2,2m’lik paleti 90sn.’de gerçekleştirerek en yavaşı idi.

Farklılıkların, Digitor’dan yana olması ve elbette yerli malı olması nedenleri ile biz, Digitor’u tercih ettik.

Bu yatırımı yaparken, karşılaştığımız tek olumsuzluk ise mevcut ERP yazılımımız ile Digitor’un haberleşmesi konusunda oldu. MomentSoft’un esas işinin ERP olması nedeniyle, (ikisi de Türk olmasına rağmen) mevcut yazılım tedarikçimiz ile MomentSoft’u koordine ederken biraz zorlandık. Digitor’un sayımının, ERP’ye yazılması ve mevcut palet etiketinin gerçek bilgi ile dökülmesi için; iki yazılımcı kolayca anlaşamıyor. Eğer yabancı bir cihaz alsa idik, muhtemelen cihazın bulduğu sayıyı el ile tekrar mevcut ERP’ye girmek zorunda kalacaktık. Ayrıca bu konu, levha sayma cihazının, mevcut ERP ile haberleşmesini istiyorsanız mutlaka yerli cihazı tercih etmeniz gerektiğini de söylüyor. Veya tersine hem ERP’yi hem de sayma cihazını aynı tedarikçiden almak söz konusu olabilir.

Özetle,
Yerli malı ve daha ucuz, daha hızlı sayım ve daha çabuk teslimat nedenleriyle Digitor’u seçmiştik. Ancak yeni etiket kullanmadan veya ilave bilgi girmeden, mevcut ERP ile uyum sağlaması da günün sonunda bir artı olarak ortaya çıkmıştır.

Montajdan bu yana, Digitor Levha Sayma İstasyonu sorunsuz çalışıyor. Levha sayma cihazı yatırımı yapmak isteyenlere tavsiye ediyorum.

18 Ağustos 2013 Pazar

Ambalaj şirketi kaça satılır?

2012 ve 2013’de gerçekleşen bazı satışlarda oluşan fiyatlar şu şekilde gerçekleşmiş:

SCA’nın DS Smith’e satılması
http://www.sca.com/en/Media/Press-releases/Press-releases/2012/2012-01-17-SCA-divests-its-packaging-operations/
Adresindeki açıklamaya göre, SCA, EBITDA’sının 6,3 katına satılmış. Satış ciro, varlık değeri, defter değeri gibi hiç bir veri dikkate alınmadan tamamen son 12 aydaki EBITDA’sına bağlanmış.
Satışın borçsuz olacağı açıklanmış. Tahminimce SCA’nın borç-alacak farkı pozitifse (yani borcu fazla ise) ödenecek paradan düşülecektir. SCA, satışa konu olan operasyonlarından; 2010 yılında 2,5 milyar € cirodan 117 milyon € operating profit elde etmiş.
Operating profit oranı 117 milyon / 2,5 milyar = 4,7%’dir.
Satılan şirketlerin yaklaşık 12 bin çalışanı olduğuna göre, 2,5 milyar / 12 bin = 208 bin €. Demekki, SCA kişi başına 208 bin € ciro üretiyormuş.
Açıklamanın hemen başlangıcında, satış fiyatının 1,7 milyar € olduğu yazılmış buna göre, SCA’nın EBITDA’sı 1,7 milyar / 6,3 = 270 milyon € civarında olmalıdır.
EBITDA oranı ise 270 milyon / 2,5 milyar = 10,8%’dir.

Longview’in KapStone Paper’a satılması
http://www.reuters.com/article/2013/06/10/us-longview-kapstone-idUSBRE9590X020130610
adresindeki KapStone açıklamasına göre, Longview’in sahibine 1,03 milyar $ ödenecekmiş. Borç ve alacağı KapStone devir olmayıp-satın almanın yaz aylarında biteceği yazılmış.
Longview’in EBITDA’sı geçen yıl 118 milyon iken bu yılın ilk çeyreğinde 42 milyon $ olmuş. Eldeki bilgilerle son 12 ayın EBITDA’sı 118*75% + 42 = 130,5 milyon $ olarak hesaplanabilir.
SCA’nın satışında 6,3 olan EBITDA çarpanı ise 1,03 milyar / 130,5 milyon = 7,89 gibidir.
Gerçekte 2012’nin son 3 çeyreğindeki EBITDA’larını bilse idik, muhtemelen 7,89’dan daha küçük bir rakam hesaplayacak idik.
Longview’in faaliyetlerinin ağırlığının kraft üretimi olması çarpanı mutlaka arttırmıştır.

Duropack’ın Almanya ve Çek Cumhuriyeti fabrikalarının, Mondi’ye satılması
Mondi, Duropack’ın iki oluklu ve bir kağıt fabrikasını 125 ilyon €’ya satın almış.
http://www.mondigroup.com/desktopdefault.aspx/tabid-379/124_read-21913/
Satılan fabrikalar, 105 bin ton kağıt ile 115 bin ton kadar kutu üretip; 160 milyon ciro yaparak, 23 milyon EBITDA elde etmişler. EBITDA çarpanı 125 milyon / 23 milyon = 5,43 olmuş.

Orange County Container Group’un Smurfit Kappa Group’a satılması
Orange County Container, 2800 kişiyi istihdam edip; kağıt, oluklu mukavva, kutu (sheet plant), dolum ve dağıtım merkezleri işletiyormuş. http://www.smurfitkappa.com/vHome/com/Newsroom/PressReleases/Pages/SKG-to-acquire-Orange-County-Container-Group.aspx açıklamasına göre, SKG 340 milyon $ ödeyecekmiş.
Yazıda, Orange’ın 53 milyon $ EBITDA elde ettiği de yazılmış. EBITDA çarpanı 340 milyon / 53 milyon = 6,42 olmuş.

Yerli şirketlerde durum nasıl?
Son dönemde iki açıklama geldi. EBITDA’ya göre hesap yapılıp-yapılmadığını bilmiyoruz. Satışları, borsadaki hisse değerleri ile ilintilendirdiğimizde, birinde hisse değerinin 1%, diğerinde 2% üzerinde fiyatlandığını görüyoruz.

Sonuç
Ambalaj (ve kağıt) şirketleri, EBITDA’sının 6-7 katına satılıyor. Arsa/arazi, makine, Pazar payı, ciro gibi kalemler pek dikkate alınmıyor. Bunların yerine EBITDA öne çıkıyor.
Satıcı, dibe vurdukça (Duropack’da olduğu gibi) EBITDA çarpanı düşüyor.
Satın almayı yapan ya maliyet avantajı yaratmayı ya da şirket değerini&karlılığını arttırmayı arzu ediyor. Amerikan kaynaklı linklerde, satın almanın ne kadar maliyet avantajı sağlıyacağı açıkça belirtilmiş. Buna karşılık Avrupa’lılar bu satın alma ile şirket hisselerinin ne kadar değerleneceğini hesaplamışlar.
Ülkemize gelenler ise, gelişen pazarlarda yer kapma gayretinde görünüyor.
Satmaya karar verenler, satıştan hemen önce EBITDA’yı yükseltmeye çalışmışlar.

4 Ağustos 2013 Pazar

Ambalaj cinslerine bağlı olarak, yaş meyve-sebze kayıpları üzerine

Tekrar kullanılabilen plastik ambalaj üreticilerinin ( www.stiftung-mehrweg.de ), Bonn üniversitesi ile Fraunhofer malzeme akışı ve lojistik enstitüsüne yaptırdığı bir çalışmanın detaylarına aşağıdaki iki linkten bakılabilir:

İki bölümden oluşan nihai raporda, ilk bölüm ambalaj ve ambalajlama hataları nedeniyle oluşan ürün kaybına ayrılmış. İkinci bölüm ise, ambalaj malzemesinin (plastik, oluklu mukavva) ürünün tazeliğine etkisini değerlendirmeye ayrılmış. Plastikçilerin ısmarlamış olması raporu bir miktar yanlı yapmış olsa bile, oluklu mukavvanın plastik kasaya göre mukavemetini inceleyen bölümlerinin üzerinde durulması gerektiğine inanıyorum. Aşağıdaki yazıda, rapordan önemli gördüğüm bazı bölümleri özetleyerek veriyorum:

Almanya’da 2011’de  Taste the Waste filmi  http://tastethewaste.com/info/film   ile alevlenen,  gıda israfı tartışmaları üzerine bu çalışma başlatılmış. Ve sonuç raporu Mayıs 2013’de yayınlanmıştır.

Rapora esas olan bilgi ve resimler, temmuz-ağustos 2012’de  tedarik zincirinin iki aşamasında toplanmış. İlk aşamada, yaş meyve sebze üreticilerinden ambalajlı halde merkez depolara geldiğinde ve merkez depolardan süpermarkete ulaştığında. İlk aşama için 4 ayrı merkez depo ziyaret edilmiş. Bunlardan üçü,  en büyük 5 perakende zincirine aitken; sonuncusu,  en büyük 5 indirim marketi zincirinin birine aitmiş. İkinci aşama için ise 25 ayrı süpermarket ziyaret edilmiş. Buradaki temel farklılık, merkez depoya gelen ürün full palet yükü iken, süpermarkete aynı palette çok sayıda ürün gelmektedir.

İnceleme sırasında 4 tip ambalaj görülmüş: Plastik, oluklu mukavva, solidboard ve ahşap kasalar. Bunlardan yalnızca plastik tekrar kullanılabilir tipte iken diğerleri tek yön imiş. Tümü de kasa tipi ambalaj şeklinde imiş. Yani gövde-kapak şeklinde ambalaj görülmemiş.

Merkez depo incelemelerinin sonuçları
78.153 kutu (oluklu, solid, tahta veya plastik) incelenmiş. Bunların 52%’si tekrar kullanılan plastiklermiş.
Toplamda kaç meyve kasası incelendiği belli değil, ancak incelenen meyve kasalarının 23%’ünde şeftali varmış. Bunların 20%’si oluklu mukavva iken, kalanı plastikmiş. Şeftali için solidboard kasa kullanılmamışken, çilek için 74% solid kullanılmış. Erikte ise 55% tahta kasa kullanılmış.
İncelenen sebze kasalarının yarısı domates iken, bunların 34%’ü oluklu mukavva imiş. Salatalık ambalajlarının 48%’i solid iken, kırmızı turp ambalajlarının tamamı tahta kasa imiş. Yukarıda yer vermediğimhindiba, beyaz turp, şalgam, rezene, çeşitli marul cinsleri, ıspanak, enginar, kuzu kulağı, sarımsak, mısır,...gibi sebzelerin ambalajlarına da bakılmış.

Merkez depoda tespit edilen hasarlı ambalajlar

Ambalaj cinslerine bağlı olarak, yaş meyve-sebze kayıpları üzerine
3 numaralı tabloya göre, 40.576 plastikten 9’u hasarlı olarak merkez depoya ulaşmış. 37.577 kasanın 34.935’i kağıt esaslı ve 2.642’si  ahşap imiş. 4 numaralı tabloya göre ise 34.935 kağıt esaslının, 31.557’sinin oluklu mukavva, 3.378’inin solid olduğu anlaşılıyor. Oluklu mukavva kasalardan 224’ü hasarlı gelmiş. Plastiklerin 0,02% hasarına karşılık; oluklunun 0,71% hasarlı çıkması düşündürücü.

Hasar cinsleri ve sayıları

Çalışmada 3 cins hasar grubu oluşturulmuş. Ambalaj mukavemetinin zayıf olması (tablo 5’deki ilk resimdir), uygun olmayan palet yapma (streç/çember/köşebent eksikleri, palet dizme hataları) ve dış etkenler. Dış etkenler olarak forkliftin çarpması, kamyona hatalı yükleme, palete gereğinden fazla yükleme gibi nedenler sayılmış.
6 numaralı tabloya göre, one-way ambalajlarda görülen 309 hasarın 199’u mukavemetle ilgili iken, plastikte (tablo 7) mukavemet hatası sıfırdır. Paletleme hata sayısı 61’e (one-way), 6 (plastik) ve dış etkenler 49’a 3’tür. Araştırmanın bu bölümüne göre, sanki plastik kasayı palete dizen işçiler daha itinalı davranmışlar. Benzer şekilde, forklift operatörleri plastik kasa paletine çarpmamaya daha özen göstermişler gibi.

Hasarlı ambalajların içindeki ürünlerin durumu

Zarar görmüş olarak merkez depoya gelen 307 kağıt esaslı (83 solid + 224 oluklu) ambalajın içindeki ürünlerin 40%’ı kısmen hasarlanmış iken, 60%’ı hiç hasarlanmamış. Plastikte ise ancak 9 kutu hasar gördüğünden, içlerindeki ürünlerin 78%’i hiç zarar görmemiş.
Araştırmacılar, yaralanmış ambalajın mevcut paletten çıkarılması, istifin düzeltilmesi işleminin yapılmasının şart olduğunu bildirerek; palet başına düzeltme işlemi maliyetinin 6,70 €/palet olduğunu bildirmişlerdir. (Hasarlanan kutu içindeki ürün maliyeti hesaplamada dikkate alınmamaktadır. Yalnızca hasarlanan kutuları paletten çıkarma ve istifi yeniden yapma maliyetidir.)

Benzeri çalışmaları, merkez depodan süpermarkete ulaşan yaş meyve sebze kutuları üzerinde de yapılmış. Ancak, rapor gelen kutuların ne kadarının oluklu mukavva olduğunu açıklamadığı için buraya almıyorum. Üreticiden ana depoya gelen ambalajlardaki hasarlı oranı 0,41% iken, ana depodan süpermarkete gelenlerdeki hasar oarnı 1,65%’dir. Hasardaki 4 kat artışın temel nedeni, aynı palete, farklı ebatlarda ama ortak taban ölçülerine uygun olmayan kutuların konulmuş olmasıdır diye tahmin ediyorum.

Rapora göre, Almanya içinde yalnızca geri dönüşebilen (oluklu, solid, ahşap) ambalajlar kullanılırsa yıllık 68 milyon €’luk ürün (meyve-sebze) kaybı olacakmış. Tersine yalnızca plastik kasalar kullanılsa kayıp 2 milyon € ile sınırlı kalacakmış.

Rapordan çıkardığım en önemli sonuç
Kağıt esaslı ambalajlarda rastlanan hasarlı kutu sayısının 65%’i yetersiz mukavemete bağlanmış.  (Doğruluğunu analiz edecek durumda değilim.) Plastik kasaya göre, oluklu mukavvanın en zayıf yeri mukavemetidir.  Fiyat baskısı nedeni ile kağıt cins ve gramajları ile oynamak, yaş meyve-sebze ambalajında, oluklu mukavva sektörünü bitirmeye çalışmaktan öte katkı sağlamayacaktır.