verimlilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
verimlilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Aralık 2016 Pazar

Teknolojiye ve Eğitime Yatırım Yapmalıyız

Paper 360 dergisinin Eylül/Ekim sayısında (alıntı yapılan yazının internet adresi, aşağıdadır) dünya genelindeki en büyük 100 kağıt-karton şirketini sıralamaya tabi tutmuşlar. Tam tabloyu orijinal metinden görmek mümkündür, aşağıdaki nispeten kısa tablo ülkemizde bilinen şirketleri göstermektedir. Ayrıca Procter & Gamble ve Kimberly Clarke gibi selüloz veya kağıt üretmeyenlere tabloda yer vermedim.


























Kağıt işi pahalı bir yatırım olarak bilinir. Acaba en büyüklerin sabit varlıkları ne kadar, kişi başına ne kadar ciro yapıyorlar ve kar elde ediyorlar diye baktım. Hesaplamalarda eksik bilgisi olanları dikkate almadım.
 
Bulgularım şöyle:
Kağıt-karton (bazılarında selüloz ve/ya oluklu mukavva üretimi de var) net kar marjı 7,5%.
Şirketler toplam varlıklarının ancak 74,7%’si kadar yıllık ciro yapabiliyor.
Her bir çalışanın sağladığı ciro 311.762 USD civarında.

Bizde Durum Nasıl?
İSO’nun 2015 yılı ilk ve ikinci 500’nde yayınlanmış kağıt-karton şirketlerinin paylaştığı bilgileri aşağıdaki tablodadır.



Aynı metrikleri bizim şirketlerimiz için hesapladığımda;
Kağıt-karton sektöründe vergi öncesi kar marjı 0,67% (yabancılar için net karın yani vergi sonrasının hesaplandığını unutmayalım.)
Şirketler toplam varlıklarının ancak 84,4%’si kadar yıllık ciro yapabiliyor.
Her bir çalışanın sağladığı ciro 623.164 TL civarında.

Yabancılarla kıyaslayarak, yerli sonuçları yorumlamaya çalışırsam;
Kağıt-karton (ve hatta oluklu mukavva) sektöründe karlılık çok düşük. Karını açıklamayan şirketlerde muhtemelen kar sektör ortalamasından daha yüksek.
Açıklamadıkları için bilmiyoruz. İlk tabloda, sahibi tarafından yönetilip de karını açıklamayanlar da var. Ancak sanki biz de “açıklamama” daha fazla gibi.
Kazancın düşük olması, yoğun rekabet, haksız rekabet, kötü satış stratejilerine delalet edebilir. Oluklu mukavva kağıdı üreten hem çok yeni hem de çok eski teknolojili makinelerin olması, (ihtimaldir ki) yeni teknolojililerin, eskilerin oyundan çıkmasını arzu etmesi ürün (yani kağıt, karton) fiyatını düşük tutuyor olabilir.


Bizim şirketlerimizin çalışan sayılarına baktığınızda, yaratılan cirolar arasında anormal ötesi farklar görülmektedir. Bu durum teknolojinin çok eskidiğini, kadroların gereksiz yere şişirildiğini veya kayıt dışı çalışılmış olabileceğini gösterebilir. (Bu konuda kesin ve doğru karara varmak çok zordur. Birebir aynı teknolojiyi kullanarak benzer ürünleri üreten iki şirketi kıyaslamak gerekir.)


Yabancılara kıyasla, şirketlerimizin varlıklarının daha yükseği kadar ciro yapıyor olması, yatırım yapmakta geri kaldığımızı ve teknolojimizin eskidiğini gösterir.
Tanıdığım kadarı ile kağıt üretimi için bu gerçektir. Yatırım yapmak için sermaye birikimi ve teşvikler gerekiyor. Mevcut teşvik programları, küçük işletmelere kolaylıklar getirirken, büyük grupları inşaata kanalize ediyor. İnşaat yapacak çok adam çıkarken, kağıt yatırımına cesaret eden adam çok az sayıda çıkıyor.


Kişi başına sağlanan ciromuz gerçekten çok düşük. Teknolojinin eskiliği, otomasyon seviyesinin düşüklüğü ve çalışanların eğitim/kalifikasyonunun düşüklüğünün en önemli faktörler olduğunu düşünüyorum.

Özetle: Teknolojiye ve eğitime yatırım yapmalıyız
Yatırımı yeni makine/fabrika olarak sınırlandırmamak gerek. Mevcut tesislerin ömrünü uzatan, teknolojisini güncelleyen, ekonomikliğini arttıran her şey yatırım demektir.


İnsanımızı eğitmeliyiz, beceri seviyesini yükseltmeliyiz (=herkese diploma vermek anlamında değildir.) Yani çalışanlarımıza da yatırım gerekli.


Şirketlerin/işletmelerin küçük kalmasını değil, daha büyük kurumlara dönüşmesini teşvik etmeliyiz. İş sahiplerinin işe bakış açısını geliştirmeliyiz. İş sahiplerinin kafasına da yatırım yani. Şirketinin sonuçlarını saklamak herhalde bu kafa yapısıyla ilgilidir.




Paper 360 dergisindeki yayının linki:
http://www.nxtbook.com/naylor/PPIS/PPIS0516/index.php?startid=29#/30

17 Nisan 2016 Pazar

Büyük Değişim

Geçen ay kağıt esaslı ama köşebent gibi oluklu mukavva dışındaki ambalaj üreticilerinden bir kaçını ziyaret ettim. Bu tür ziyaretlerde hep olduğu gibi, geçen yıl nasıldı, bu yıl nasıl olacak gibi konuşmalar geçti. 2016'nın canlı bir yıl olmayacağını, gerçek büyümenin (=oluklu mukavva sektörü büyümesi) 2017'den itibaren olacağını tahmin ediyorum dedim. Buna karşılık bir şirket ortağı, "son 3-4 senedir, bu sene olmadı, seneye işler iyi olur inşallah diyoruz ama gelecek senenin sonunda da aynı noktada olduğumuzu görüyoruz" şeklinde bir özet yaptı. Yaptığı özet esasen, çok sayıdaki orta ve küçük işletmenin durumunun tespitidir.

İş sahibinin bu şekilde düşünmesinde yapılan yatırımın, planlanan (veya umulan) geri dönüş süresine uyulamayışı sanırım en önemli etkendir. Öte yandan ülkemizin normal temposunun altında büyümesi ve yabancı finansman girişinin azalması gibi faktörler de ekonomik gelişmenin yeterince iyi hissedilmemesine neden olmaktadır.

Bütün bunlar, ilk aşamada akla gelen doğru saptamalar olsa da gerçek neden "büyük değişim" biraz daha derinde ve daha büyük etkendir.

Büyük değişimi bazı örneklerle açıklamak daha kolay olacaktır. Benim ziyaretlerimle hemen hemen aynı günlerde Bobst'dan Hagop M. Tavitian Kaplamin'i ziyaret ettiğinde makinelerin verimliliği üzerine konuştuk. Hagop'un sorumlu olduğu bölgelerde verimliliğin nasıl farklı gözlediğini şöyle açıkladı. Hagop ayda 4.000 ton gibi oluklu mukavva kutu üreten bir fabrikanın, Avrupa'da (sanırım İspanya veya İtalya'yı kastetti) 70-80 kişi çalıştığını, buna karşılık Arap ülkelerinde aynı üretimin 300-350 kişi ile yapılabildiğini anlattı. Avrupa'da bu verimliliğin sağlanması için, fabrika müdürünün günde birkaç saat forklift operatörü gibi çalıştığını anlattı. Arap ülkelerinde ise insan gücü halen çok ucuz olduğundan otomasyonun zayıf olduğunu, prefeeder yerine 2-3 kişi istihdam edildiğinden bahsetti.

Çalışan kişi sayısı bakımından benzeri bir örneği ise bizzat 1999'da gözlemlemiş idim. O vakitler, DS Smith'in İtalya'daki Lucca fabrikası kişi başına verimlilik bakımından grubunun en iyi fabrikası idi. Ayda yaklaşık 4.600 ton kutuyu, toplam 120 kişi ile üretirler ve tüm DS Smith'e örnek olurlar idi. (Satış ve bakım onarım komple outsource edilmiş idi.) Demek ki 17 yıllık zaman içinde bir Avrupa fabrikası çalışan sayısını 30% kadar azaltmayı başarmış.

İster istemez ülkemizdeki durumu düşündüm. Aynı ölçekteki (=4.000 ton/ay, ortalama teknolojili) bir fabrika, ülkemizde 180-190 kişi çalışmaktadır. (Hizmet verilen sektörler, üretilen ambalaj tipleri, bu sayıyı çok etkilemektedir.) Çalışan kişi sayısı bakımından Avrupa'nın yaklaşık iki katı, Arap ülkelerinin ise yarısı kadar. İşte ülke olarak tam bulunduğumuz yer orasıdır.

En yeni teknolojiyi getirmekle, en verimli örneklerden olamıyoruz. Yatırımcı ise (yukarıdaki iş ortağı gibi) her yıl beklentisinin daha az karşılandığını düşünüyor. Bunlara her konuda yaşadığımız "büyük değişim"ler neden oluyor. Peki nasıl değişimler yaşıyoruz ve işlerimizi nasıl etkiliyorlar?

Teknoloji
Her alanda kullanılan teknoloji her gün ileri gidiyor ve daha dijital hale geliyor. İş olarak benimsediğimiz eylemler, bilgisayar/robot tarafından yapılır hale geliyor ve ortadan kalkıyor. Orta yaşın üzerindeki insanların havsalasının almadığı bir durum ortaya çıkıyor. Teknolojiye karar vermesi gereken yöneticiler, onu yeterince anlamadığı için hatalı karar veriyor. (Buradaki teknoloji kavramı, akıllı telefondan çok daha fazlasıdır.) Önümüzdeki beş yıl için seçilen teknoloji, bir yıl geçmeden (başlangıçta hatalı seviye seçildiğinden ve/ya ilerlemenin hızlanmasından) demode hale gelebiliyor.

Yatırımcı
Değişen teknoloji, yatırımcıyı daha bir önceki yatırımın geri dönüşünü tamamlamadan yeni yatırıma zorluyor. Zaten yeterli sermaye birikimi olmadığından, yatırım erteleniyor ve rekabette geri kalınıyor.
Küçük olsun hepsi benim olsun kafasındaki yatırımcı, ortaklık kurmayı ve daha büyük bir yapının parçası olmayı tercih etmiyor ve sermaye birikimi yok olup gidiyor.
Ülkemizin bir büyük planlamaya ihtiyacı olduğu anlaşılıyor. Ülke olarak rekabetçi olamayacağımız sektörlerdeki yatırımların engellenmesi ve kaynakların başka stratejik sektörlere yönlendirilmesi gerekiyor. Küçük sermayedarların birleşip daha büyük yatırımlar yapma anlayışına geçmeleri sağlanmak durumunda.

İnsan Gücü
Ülkemizde yeterince işsiz olmasına rağmen, düzenli çalışacak insan sayısı çok az olarak görünüyor. Yeni yetişen gençler, TV dizilerindeki gibi yaşama ve kısa sürede zengin olma hayali kuruyor. Bir önceki nesil için gayet uygun olan işler, bu nesle angarya/ağır/kazancı az geliyor. İş gücünün bu tutumu, yatırımcıyı otomasyona/robotlaşmaya zorluyor.
Asgari ücret seviyesi, genellikle yatırımların yapıldığı büyük şehirler için "geçinilemez" olduğundan; çalışan sirkülasyonu devam ediyor ve mevcut teknoloji bile düzgün kullanılamamış oluyor.

Rekabet
Yeni kurulan her fabrika, mevcut pazardan pay almaya çalışıyor. Artan rekabet, fiyat üzerinde bir baskı oluşturuyor.
Ayrıca, hayatın doğal akışında az teknolojili ürünlerin fiyatları düşmeye mahkum. Ambalaja oranla daha yüksek teknolojili ürünlerde (elektronik cihazlar gibi) bile reel fiyatlar yıldan yıla düşmesinden bunu görebiliyoruz.
Yatırımcı, rekabette öne geçmeyi halen bölgesel teşvik, ucuz iş gücü, grup şirketine pahalıya satma gibi kalıcı olmayan çözümlerden bekliyor. Halbuki yeni ürün geliştirme, pazarda farklılaşma gibi konulara ağırlık vermesi gerekiyor.
Buna karşılık müşteri, yoğun rekabetten daha düşük fiyat elde etmeye çalışıyor. Mevcut tedarikçisinin zaman içinde kendisi için geliştirdiği ürün ve hizmetleri bir kaç kuruş ucuz almak için göz ardı ediyor.

Müşteri
Müşteri beklentileri sürekli değişiyor ve (ambalaj üreticileri açısından) giderek daha da zorlaşıyor. İşe yeni başlayanlar için değişen müşteri beklentilerini anlamak daha kolay. İşe başlayalı 15-20 yıl olmuş kişiler için beklentilerdeki değişimi anlamak daha zor.
Ayrıca müşteri, yukarıdaki gibi liyakatsiz davrandığı sürece ambalaj sektörünün ürün geliştirmesini engellemiş oluyor.

Yeni Normal
Sanıyorum pek çok sektörde olduğu gibi bizim sektörümüzde de bir yeni normal oluşuyor. Eskiden örneğin 50 M TL yatırımla, 200 kişi çalıştırmak ve 5% kar elde etmek mümkünken; artık 200 M TL yatırımla, 100 kişi çalıştırmak ve 1% kar elde etmek normal oluyor. (Verilen rakamlar örnek olsun şeklindedir, tutarlı olması beklenmemelidir.)
Elbette bu büyük değişimi yaşamak ve gerekenleri yapmak da mevcut yöneticilere/yatırımcılara düşüyor. Hepimize kolay gelsin.

2 Nisan 2013 Salı

Pazar Liderlerinin Öğretileri

Discipline of the Market Leaders kitabı, Türkçeye, “Pazar Liderlerinin Öğretileri” http://www.idefix.com/kitap/pazar-liderlerinin-ogretileri-michael-treacy/tanim.asp?sid=VEEKEZLNSL8L9VXE8Q5D
adıyla çevrilmiş. Kitabın yazarları (Micheal Treacy ve Fred Wiersema) kendi sektörlerinde lider olarak bilinen şirketleri incelemiş ve hangi konularda yoğunlaştıklarını tespit etmişlerdir. Kitabı, sanırım 2002’de okudum ama aşağıdaki düşüncelere ulaşmamış idim.
 Bir kaç hafta önce, Melih Arat’ın çeşitli iş kitaplarını özetlediği çalışması “Yönetimin Geleceği” kitabı elime geçti.  http://www.idefix.com/kitap/yonetimin-gelecegi-melih-arat/tanim.asp?sid=FH7SKB79BG6GBXQUZ5PI
“Pazar Liderinin Öğretileri” kitabının özetini Melih Arat’tan okuyarak; ambalaj sektörü için yorumladım.
Yazarlar, şirketlerin üç konuda çok iyi olduğunu tespit etmişler:
·         Ürün geliştirmede lider olanlar
·         Operasyonda çok verimli olanlar
·         Müşteriye çok hakim olanlar

Ürün geliştirme konusunda iyi olanlar, müşteriden talep gelmese bile hep daha hızlı, daha fonksiyonel ve daha kullanışlı ürünleri piyasaya sunarak liderliği yakalamışlar. Intel, bu gruba örnek olarak verilmiş. Kitabın yazıldığı 1996 yılında, Intel’in geliştirdiği işlemcilerin hızının, yazılımın beklediği hızdan yüksek olduğu anlatılmaktadır. Son bir kaç yıl içinde çıkan el bilgisayarları, tabletler, telefonlarda ürün geliştirmede lider olan şirketlerin günümüzdeki örnekleridir.

Operasyonda çok verimli olan şirketler ise, bütün müşterilere tek tip ama rakiplerine göre belirgin farklılık taşıyan ürün ve hizmetleri sunmaktadırlar. Bu grup için, Fedex örnek olarak verilmiş. Fedex’in operasyon anlayışı vurgulanarak hergün milyonlarca paketi alıp-çeşitli yollarla 24 saat sonra alıcısına teslim etmesi anlatılmış.

Müşterisine çok hakim olan şirketlere ise Home Depot örnek olarak verilmiş, basit bir el aleti aldığınızda bile reyon görevlisinin, bilgisayar satan bir başka şirketin satıcısından daha özenli davrandığı anlatılmıştır. Bu gruptaki şirketler, yalnızca belirli müşteriler için yalnızca onların talep ettiği ürünleri üretmektedir. Otomotiv yan sanayii (montaj bandına malzeme/parça besleyenler) bu duruma en iyi örnektir.

Kitaba göre, şirketlerin aynı anda hem ürün geliştirmede hem operasyonda hem de müşteriye yakınlıkta çok iyi olması imkansızdır. Bunlardan birinde çok iyi, diğer ikisinde ortalama değerde olanlar lider şirket hüviyetine bürünmektedir.

Bu kitap ile ambalaj sektörü (özellikle oluklu mukavva) açısından baktığımda,  ben şu kanaatlere ulaştım:

Ürün geliştirme
Nihai tüketiciye ulaşan bir ürün üretilmediğinden, nihai tüketicinin beğenip-satın alacağı bir ürün ortaya çıkması imkansızdır. Ürün geliştirerek, pazarda lider olmak mümkün görünmemektedir.
Küçük farklılıklar ile taklit edilebilmesi, patent alınamayıp ancak tasarım tescil alınabilmesi gibi nedenlerden dolayı; ürün/servis geliştirmeye çok zaman ve para harcamamak gerekir.

Ancak ürün geliştirmenin sıfır olması da mümkün görünmüyor. Ürün geliştirme, belirli/güvenilir müşterilere yönelik olmalı. Maalesef müşterilerin önemli bir kısmı, ambalaj sektörüne  “köle” muamelesi yapmaktadır. Bırakın geliştirmeyi, numunesini yaptırdığı ürünü bile, bir kaç kuruş ucuz diye, gidip başkasından alacak kadar güvenilmez olanları mevcuttur.

Müşteriye hakimiyet, onunla içli dışlı olma
Müşteriye çok hakim olma alternatifi, ülkemizdeki ambalajı maliyet olarak gören zihniyet nedeniyle  geçerli değildir.

Çok önemli bir beyaz eşya üreticisi, tamamen kendi üretim programına göre organize olunmasını beklerken; ihale sırasında fiyata odaklanmaktadır.  Müşteriler büyüdükçe,  kuruşlar mertebesinde tedarikçisini değiştirme eğilimine girmektedir. Müşteriye hakimiyet belki alım miktarı az olan veya ürettiği ürünün maliyeti içinde ambalajın payı az olan müşterilerde mümkün olabilir.

Ambalaj satıcılarının, kendi yöneticilerine;  müşteriye hakim olduğunu anlatmasını 1984’den beri duyarım. Önceleri inanırdım, artık kesinlikle doğru olmadığını biliyorum. 1990’larda var olsa bile, internet dönemi ile, müşterinin yönlendirilmesinin sonuna gelindi.

Operasyonel mükemmellik
Kitaba göre, ambalaj sektörünün gidebileceği tek alan kalıyor, o da, operasyonel mükemmellik/verimliliktir. Ambalajda operasyon denildiğinde, siparişin alınmasından, faturanın tahsilatına dek olan süreci anlamak herhalde doğru olsa gerek.

Bu sürecin kısaltılması, maliyetinin düşürülmesi, hızının arttırılması,...gibi konulara ağırlık vererek; operasyonel mükemmelliğe ulaşılabilir. Yani daha modern (yüksek yatırım maliyeti), daha iyi bakılmış makineler (yüksek işletme gideri), daha az insan (daha çok robot), daha çok yazılım (daha çok bilgisayar kararı), daha iyi müşterilere (en zoru bu) yönelik üretim yapılmalı.

Önceleri, Avrupalıların otomasyon konusunu abarttıklarını (zira bizde işçilik çok daha ucuz idi) düşünürdüm. Ancak zaman boyutu devreye giripde, üstüne işçilik pahalılaşınca; operasyonel mükemmellik daha da önem kazanıyor.

DS Smith’in CEO’su Miles Roberts, aşağıdaki linkte okunabilecek bir röportajında, http://www.risiinfo.com/techchannels/papermaking/Miles-European-CEO-of-the-year.html
önceden çalıştığı temizlik malzemesi/kişisel bakım sektöründe (hedefin 1 milyonda 1 iken) 500 bin üründen ancak 1 hatalı çıkarken; oluklu mukavvada her 300-500 kutudan 1 hatalı (iade, şikayet, fbozuk/fire) çıktığından yakınmaktadır. Sektör dışından gelen biri olarak; kağıt ve mukavva endüstrisinin, diğer endüstrilerin 50 yıl önceki haline benzediğini ifade etmektedir.

Operasyon denilince bir de standartlar ayağı var. Mutlaka bazı standartlara sahip olunmalı, ancak standarta sahip olmanın maliyeti ile getireceği kazanç iyi etüd edilmelidir. BRC zorunlu derken, marketlerden geri topladığı kutuları temizlermiş gibi yapıp-tekrar kullanan çerezci unutulmamalıdır.

Sonuç olarak, modern binaların içinde, iyi yerleşmiş, bilgiyi bilgisayar ortamında toplayan/dağıtan, az insanla çalışan fabrikalar gerekiyor. Fabrikanın daha kuruluşunda, az insan sayısı ve alınacak standartlara uygun tasarlanması faydalı olacaktır. Açıkta kalan tek konu, satış. Bu kadar pahalı yatırımlarla ürettiğimiz “koli”yi (muhtemelen maliyeti de çok yüksek olacaktır) doğru fiyattan kime satabileceğiz? Bilen varsa lütfen bana da söylesin.

11 Ocak 2013 Cuma

Dikiş makinesinde başka bir konsept, ROTECH

Büyük ambalajların dikişi hep zahmetlidir. Makinenin kapasitesi olsa da, başındaki operatörün kolları yorulmaya başladığında, kapasite düşer. Operatöre nasıl bir yardımcı ekipman bulalım ki, verimi düşmesin diye ararken; Iton Industries’i ( www.itonindustries.com ) buldum. Web sayfası, son derece ketum olan firmadan uzun uğraşlardan sonra, ürünlerinin CD’sini almayı başardım. Ancak, aşağıda bahsedeceğim, Rotech için teklif dahi alamadım. Anladığım kadarı ile çok yoğunlar ve az sayıda çalışanları var.

http://rapidshare.com/files/2869308903/Rotech.VOB  adresinden Rotech’in videosunu indirebilirsiniz. İzleyeceğiniz gibi, Rotech dikiş kafası hareket eden bir dikiş  makinesi. Bildiğimiz makineler de ise kutu hareket ederken, kafa sabit durmaktadır. Çarpık dikiş olmamasını garanti eden, bu tasarım 1 operatörle çalışmaktadır.

İlk kulak dikildiğinde, yanlardan çıkıp kenardaki panelleri kaldıran ekipmanlar ise “folding assist” dir. Dikilen kutunun, bantlar ile taşınması verimliliği arttırmakta yararlı olmaktadır. Genellikle, dikiş makineleri, verimsiz oldukları düşünülerek fason üretime kaydırılır. Ancak, Iton Indusries çok güzel çözüm geliştirmiş. Bu makine ile eksantrik kutular geliştirmenin (5-7 köşeli, konik kesitli, vb) de önü açılmaktadır.

Videoyu, tanıdığım-yerli dikiş makinesi üreticileri ile paylaştım. Kimse “yaparım” diyemedi. Diğer makine üreticilerine duyurulur.

3 Ocak 2013 Perşembe

Oluklu mukavva sanayinde, verimlilik üzerine bazı tespitler

Oluklu mukavva sanayinde, verimlilik üzerine bazı tespitler

Bu yazıda, Fefco üyesi ülkelerin kişi başına satış miktarları kıyaslanarak

http://www.fefco.org/sites/default/files/documents/Fefco_AnnualEvaluation_2011.pdf adresinden derlenen, 2011 yılı Fefco istatistikleri şu şekildedir.


milyon m2
bin ton
üretimde çalışanların sayısı
toplam çalışan kişi sayısı
yalnızca üretimde çalışanların verimliliği  1000m2/kişi
tüm  çalışanların verimliliği  1000m2/kişi
yalnızca üretimde çalışanların verimliliği  ton/kişi
tüm  çalışanların verimliliği  ton/kişi
Avusturya
902
432
1.252
1.692
720,4
533,1
345,0
255,3
Belçika
963
503
1.633
2.075
589,7
464,1
308,0
242,4
Hırvatistan
215
102
473
620
454,5
346,8
215,6
164,5
Çek Cumhuriyeti
855
430
1.113
1.433
768,2
596,7
386,3
300,1
Finlandiya
280
139
690
913
405,8
306,7
201,4
152,2
Fransa
5.530
2.930
bilinmiyor
bilinmiyor
bilinmiyor
bilinmiyor
bilinmiyor
bilinmiyor
Almanya
9.239
4.841
12.724
17.972
726,1
514,1
380,5
269,4
Macaristan
477
228
1.018
1.429
468,6
333,8
224,0
159,6
İtalya
6.361
3.613
5.770
12.950
1.102,4
491,2
626,2
279,0
Hollanda
1.211
673
1.387
2.111
873,1
573,7
485,2
318,8
Norveç
193
92
320
515
603,1
374,8
287,5
178,6
Polanya
2.937
1.483
4.006
5.771
733,2
508,9
370,2
257,0
Portekiz
663
bilinmiyor
1.085
1.354
611,1
489,7
bilinmiyor
bilinmiyor
Romanya
498
243
1.200
1.620
415,0
307,4
202,5
150,0
Slovakya
128
68
256
360
500,0
355,6
265,6
188,9
İspanya
4.229
2.314
7.570
10.100
558,7
418,7
305,7
229,1
İsveç
661
326
1.268
1.776
521,3
372,2
257,1
183,6
İsviçre
471
247
918
1.332
513,1
353,6
269,1
185,4
Türkiye
3.234
1.705
5.517
8.054
586,2
401,5
309,0
211,7
İngiltere
3.870
1.783
7.106
10.766
544,6
359,5
250,9
165,6
42.917
22.152
55.306
82.843
776,0
518,1
400,5
267,4

Yapılacak analizde doğru verilere ulaşabilmek için, Fransa ve Portekiz gibi eksik verisi olanlar ve ağırlıkla oluklu mukavva levha satışı yapan şirketlerin çokluğu nedeni ile istatistikleri çok yüksek değerler veren İtalya çalışmanın dışında bırakılmıştır.

Yalnızca üretimde çalışanlar açısından bakıldığında, en verimli olan ülkeler şu şekilde sıralanmaktadır:
yalnızca üretimde çalışanların verimliliği  1000m2/kişi
tüm  çalışanların verimliliği  1000m2/kişi
Hollanda
873,1
Çek Cumhuriyeti
596,7
Çek Cumhuriyeti
768,2
Hollanda
573,7
Polonya
733,2
Avusturya
533,1
Almanya
726,1
Almanya
514,1
Avusturya
720,4
Polonya
508,9
Norveç
603,1
Belçika
464,1
Belçika
589,7
İspanya
418,7
Türkiye
586,2
Türkiye
401,5
Avrupa ort.
626,7
Avrupa ort.
443,0


İki tabloda da Hollanda ile Çek Cumhuriyetinin ilk 2 sırayı paylaşması ilginç bir durumdur. Teknolojik olarak, önde olması beklenen, Almanya’nın (en çok üretimi gerçekleştirmesine rağmen) geride kalması ise daha ilginç bir sonuçtur. Muhtemelen Almanya, kutu makinesi yatırımlarında geri kalmış durumdadır. Toplam çalışan verimliliğinde ilk 5 ülke kişi başına 500 bin m2’den fazla satış gerçekleştirmektedir. Ülkemiz, 401.500 m2 ile ancak 8’ncidir ve Avrupa ortalamasının bile altındadır.

Türkiye’de çoğunlukla m2/kişi yerine ton/kişi şeklinde bakılmaktadır. Benzer sıralamalar ton/kişiye göre yapılırsa:
yalnızca üretimde çalışanların verimliliği  ton/kişi
tüm  çalışanların verimliliği  ton/kişi
Hollanda
485,2
Hollanda
318,8
Çek Cumhuriyeti
386,3
Çek Cumhuriyeti
300,1
Almanya
380,6
Almanya
269,4
Polonya
370,2
Polonya
257,0
Avusturya
345,0
Avusturya
255,3
Türkiye
309,0
Belçika
242,4
Belçika
308,0
İspanya
229,1
İspanya
305,7
Türkiye
211,7
Avrupa ort.
322,2
Avrupa ort.
227,7

İlk 5 ülke küçük sıra değişiklikleri ile aynı kalmaktadır. Ülkemiz yalnızca üretimde çalışanlar açısından bakıldığında ilk 5’in hemen ardında iken; tüm personel açısından bakıldığında ise daha gerilerdedir. Bu durum, hem çalışan verimliliğine odaklandığımız hem de üretim dışında yeterinde otomasyona ağırlık vermediğimizi ve belki de dışarıdan temin edilebilecek bazı hizmetleri dahi kendi bünyemizde yaptığımızı göstermektedir.

Ne yaparsak verimliliğimizi arttırabiliriz?
·         2,5 metreden daha dar oluklu hattı kurmamak, varsa mevcutları genişletmek gerekir.
·         Yatırımı, yalnızca makine fiyatı olarak görmeyip; uygun yerleşim, yeterince otomasyon ve mümkün olan en az sayıda kişiyle çalışacak sistemin maliyeti olarak hesaplamalı.
·         Teknoloji seçimini iyi yapmak gerekir. Teknoloji, üretilecek kutu tipinden, nasıl bir pazara hitap edeceğimize, o pazardaki ortalama sipariş sayısına, işi nasıl kurguladığımıza dek pek çok faktörden etkilenmektedir. Bazen en modern teknolojiyi satın almak, verimlilik artışını getirmeyebilir.