İş
hayatında insanın yükselme ve düşüş dönemleri oluyor. Kariyeriniz boyunca her
zaman en iyi veya hep en kötü olunmuyor. Benim en önemli düşüş dönemim
Çopikas’tan ayrılmama doğru giden zaman aralığına denk gelir.
Aşağıda
çok kısa olarak okuyacağınız dönemden, bende kalan “hatalarımdan ders almayı
öğrenmek” oldu.
1999’da
Genel Müdür olduğumda henüz 38 yaşında idim. Üç yıl önce geldiğim şirkette, çok
önemli teknik iyileştirmeleri yönetmiş ve şirketi satılmaya hazırlamıştım. Etrafta
başka aday da olmadığından (şans da denebilir, doğru zamanda doğru yerde
olmakta) DS Smith satın aldığında Genel Müdür olarak atandım.
Pozisyon
Körelmesi
Bizde
“taç giyen baş akıllanır” şeklinde bir söz vardır. Doğru mu bilemem ama taç
giyenin etrafında şakşakçıların toplandığı da bir gerçektir. Sanırım benim
etrafımda bunlardan çok fazla vardı. Böyle söyleyerek yalnızca etrafımı
suçladığım sanılmasın, kuşkusuz en büyük hata kendimde idi.
Bu
duruma “pozisyon körelmesi” adını veriyorum. Pozisyon körelmesi, geçmişteki
başarınız nedeniyle (benim örneğimde teknik iyileştirmeler), geldiğiniz
pozisyonda sanki o pozisyonun bütün gerekliklerine haizmişsiniz durumudur.
Belki geldikleri pozisyonun gereklerine fazlası ile sahip olanlar vardır ama
ben değildim.
Üst
düzey yöneticiye düşen (yani bana düştüğü halde yeterince yapamadığım)
etrafındaki insanları ‘ekip’ olarak algılamayıp-gerçek bir ekip kurmasıdır.
(Şirket büyüklüğüne bağlı olarak orta düzey yöneticiye de bu sorumluluğun
düşmesi mümkündür.)
Eskilerle-yenileri,
alaylılarla-tahsillileri harmanlayıp sağlam bir takım oluşturmak gerekiyor.
Bunu yapabilmek, yöneticinin, yalnız yönetim becerisini değil, takım kurma kabiliyetini
de gösteriyor ve kurumu hem maddi hem de manevi olarak etkiliyor.
Üyelerin
hepsinin/çoğunun şu üniversiteden mezun, ana dili gibi yabancı dil bilmesi
gerekmiyor. Ama takımın aynı hedef için (vizyon, misyon) aynı bakış açısıyla
(strateji) aynı sonuç için (hedefler) koşturması gerekiyor. Üyelerin kendi
aralarında ve dışarıya karşı aynı şekilde davranması (ortak değerler) da şart
oluyor.
Takımın
farklı kapasite ve kalitede ama birbirini tamamlayan ve lidere karşı gerçek
fikrini söyleyebilen (hep onu desteklemeyen) üyelerden oluşması kurumun
başarısı için hayati öneme sahip olduğunu anlamam için biraz zaman geçmesi
gerekti. Ama itiraf etmeliyim ki, o yıllarda takımımın her söylediğimi kabul
etmesi çok hoşuma giderdi.
Ayrılırken
Ayrılmaya
karar verdiğimde, birkaç hafta içinde kolayca iş bulacağımı emindim.
Çalışırken, sizinle arkadaşlık etmek isteyen, arayıp-soran insanların aslında
sizin şahsınızla değil; pozisyonunuzla arkadaş olduğunu (yani güce tapanlardan
olduklarını) anlayamıyorsunuz. Ben anlayamamıştım.
Bazı
yerlere başvurup-CV gönderip iş teklifleri bekliyorsunuz. Yardımcı olacağını
umduğunuz insanlar telefona çıkmama eğilimi gösterebiliyor. Ancak bu, o
kişilerin tümden kötü olduğunu göstermeyebilir. Belki size yardım
edemeyeceklerini ifade edemediklerini, belki size hatalarınızı söyleyemediklerinden
veya belki de sizden bıkmış olduklarındandır.
Veya
tersine siz, (halen pozisyon körelmesinin etkisiyle) daha yüksek
beklentilerinizi koruyor olabiliyorsunuz. Ben tam da bu nedenle de bir iş
teklifini kaçırdım. Ama sonra geriye baktığımda, (o an belki bir travma yarattı
ama) iyi olmuş ayaklarımın yere basmasını sağlamış diye düşünüyorum.
Evde
Otururken
Düzenli
çalışma yaşamı kesintiye uğradığında, değil günler saatler geçip gitmiyor. Ve
günü iyi şekilde doldurmak gerekiyor.
Ben
bol bol okudum. Ekonomisini düşünerek ya kaldırımdaki kitapçılardan ya da
okunmuş satanlardan kitap aldım.
Zaten
az olan hareket miktarımı arttırmak için düzenli spor yapmaya başladım ve
yıllardır ihmal etmedim.
Yıl
başı ile bayram tatillerinin yakınlığından dolayı, en erken dört ay sonra işe
bulabileceğimi hesap ettim. Ve bu süreci
uygun şekilde yaşamaya gayret ettim.
Buraya
Kadar Yazdıklarımdan Ne Öğrenmiştim?
Tek
başına başaracağın şeyler sınırlıdır. Takım çalışması, başarının arkasındaki
sihrin adıdır.
Atandığım
pozisyona tek layık aday ben değilim. Başka aday olmadığından seçilmiş
olabilirim.
Etrafında
yalnızca seni onaylayanlar varsa, yandığının resmidir. Monologların kurumun
gelişmesine katkısı çok sınırlıdır.
Terfi
ile gelen imkanlar, ölünceye kadar gelecek demek değildir. Kazandığından daha
azıyla geçinmek gerekir.
Yeni
İş
Tahminlerim
doğrultusunda, Çine Akmaden’de yine Genel Müdür olarak çalışmaya başladım.
Kurumlar arasında, nasıl kültürel ve kurumsal farklılıklar olabileceğini de
görmüş oldum.
Yabancıdan
çok şey öğrendim derken, yerliden hiçbir şey öğrenmediğim ortaya çıktı. Sonraki
iş yerimde de yerli bakış açısını öğrenmeye devam edecektim.
Öğrenmeye/eğitilmeye açık olmanın çok faydası var. “Bu yanlış” diyerek
kesip-atmanın ne size ne de şirkete faydası oluyor. Farklı bakış açılarını
öğrenmeye çalışmak en iyisi.
Özetle
Evde
otururken düşünüp-hatalarımı bulduğumu ve artık aynı hataları yapmayacağımı
öngörürken; öğrenmenin (=ders alma) eğer yapabilirseniz ölünceye kadar süren
bir eylem olduğunu anladım.
İnsan,
hata yapmaktan şu veya bu nedenle kaçamıyor. Ben de kaçamadım. Hata yaptığımı
fark etsem kaçar mıydım, bilemiyorum. Maalesef zaaflarımız da var.
Herhalde
önemli olan, hatayı fark edince, üzerinde düşünmek, ne yapılabilir idi diye
analiz etmek, alternatifleri gözden geçirmek ve kıssadan hisse çıkarmaktır.
Bir
tür kontrol mekanizması kurarak; aynı tür hataya tekrar düşmemenin adı herhalde
önleyici bakım olsa gerek veya PUKÖ döngüsü (planla, uygula, kontrol et ve
önlem al) de denebilir.
6 Kasım 2016 Pazar
2 Ekim 2016 Pazar
Ekipte Değişiklik Yapmak
Bütün
değişimler acıtıcıdır. İnsan kolayca istemez ama, bazen yönetici ekibinde
değişiklik yapmak zorunda kalabilir. Maalesef ben, böyle durumlarla çok
karşılaştım ve ekiplerimde değişiklikler yaptım. Hepsinin doğru olduğunu
söylemek yanlıştır, hatalı değişimler de yaptığımı kabul ederim.
Aşağıdaki yazıda, üst düzey yönetici bakış açısı ile değişim ihtiyacı nasıl ortaya çıkıyor ve biz (Kaplamin’de) ekipteki değişimi nasıl yönetiyoruz sorularını yanıtlamaya gayret edeceğim.
Değişim Gerektiği Nasıl Hissedilir?
Üye, ekip, lider, kurum, kurumun içinde bulunduğu koşullarda yeni bir durum,… değişikliği tetikleyebilir.
Üye kaynaklı problemler, çoğunlukla üyenin ailevi, sosyal, psikolojik problemlerinin bir yansıması olabilir. Normalde çok başarılı iken, aniden aksamaya başlayan, üst üste hatalara yapmaya başlayan arkadaşlarım oldu.
Ekip kaynaklılar, klikleşme veya başka bir değer yargısına geçme şeklinde olabilir. Ekip içinde klikleşme fiilen ekibin oyundan düşmesi demektir. Klikleşmeye müsaade edilmemelidir.
Yeni bir değer yargısına geçme, yeni bir standart/yazılım gibi ortaya çıkabilir.
Lider kaynaklı değişim ihtiyacı, yeni bir vizyon konulmasıyla başlamış olabilir. Yeni vizyon mevcut yönetim tarafından konulabileceği gibi (çoğunlukla) üst düzey yönetime yeni atamalarla da görülebilir.
Kurumun sahip değiştirmesi veya sıkıntıya düşmesi,…gibi durumlar ekibi etkiler.
Kurumun içinde bulunduğu koşullardaki değişimler; ekonomik kriz gibi çok sert bir şekilde ortaya çıkabileceği gibi kural ve yönetmeliklerde radikal değişiklikler şeklinde de ortaya çıkabilir.
Başka Gerekçeler
Yukarıdakilerin yanında, şu gerekçeleri de hissederek değişime gittiğim zamanlar oldu. İlginçtir, burada açıklayacağım bütün durumları satış yöneticisi pozisyonunda çalışan arkadaşlarımla yaşadım.
Uygulama farklılıkları, eski alışkanlıklar: Üye, kendisine tarif edilen rolü yeterince oynamıyor (tembel, kötü niyetli veya düşüncesiz), kendince farklı yorumlayarak-oynuyor. Bazen üye, elindeki bilgiyi/raporu yorumlamadan (yani işi sahiplenmeden) altına görev vererek kendini gereksiz eleman konumuna getirebiliyor.
Üyenin lideri olduğu ekip, doğru istikameti (yani doğru uygulamayı) görmekle birlikte; liderine olumsuz bir şey söyleyemediğinden onun dediği gibi hareket ediyor. Hedeflenen sonuçlar alınamıyor. Sonuç alınamaması, o ekibin (mesela satışın) farklı segmentlere girememesi, planını/bütçesini gerçekleştirememesi, elindeki imkanları doğru şekilde kullanamaması şeklinde de görülebiliyor.
Ekibini bütünden ayrı konumlandırmaya çalışma: En azından benim çalıştığım satış yöneticilerinin bazılarında böyle bir takıntı vardı. Kuşkusuz, satış en önemli iş, hele sipariş üzerine çalışıyorsanız. Buna rağmen, ekip (burada satış) bütünün (tüm şirket) bir parçasıdır, onun üzerinde veya altında değil tam içindedir. Kurumun bütünü için uygulanan kurallar/prosedürler onun için de geçerlidir. Eski arkadaşlarımdan biri, (satış) ekibinin diğer bölümlerle arkadaşlık yapmasını veya bu ekibe kimsenin (genel müdürün bile) söz söylemesini istemez idi. “Ben kızarım, ben söylerim, ödülü de cezayı da ben veririm” havasında idi.
Önce İyileştirmeye Çalışmak
Şu veya bu nedenle ortaya dökülen olumsuzluğu, üyeye ifade etmek, öncelikle kendisinden iyileştirme beklemek şarttır. Eğer üye, öğrenmeye açıksa iyileşme görme ihtimali çok yüksek oluyor. Ancak bizim kültürümüzle yetişen insanlar maalesef yenilenmeye (yani öğrenip-öğrendiğini uygulamaya) pek açık değiller. Herhalde eğitim sistemimizin bir sonucu olsa gerek.
Yeni Üyenin Bulunması
Ekipte değişikliğe karar verildiğinde, yeni üyenin bir an önce belirlenmesi kritik bir iştir. 2009’dan beri yeni üyenin öncelikle şirket içinden bulunmasına inanıyorum. İçeriden gelen kişinin ekibe uyum sağlaması (oryantasyon) ve sonuçlara katkı vermesi daha kolay oluyor. Ancak içeriden atanacak üyenin, kendisinin test edildiğini anlamaması ve hazırlık yapmaması da olasıdır.
Eğer kurum içinde uygun aday yoksa dışarıdan getirmek şart oluyor. Bu durumda dört ayrı oryantasyon şekli düşünülebilir.
Eski üye çalışırken, yeni adayı bir başka görevle ekibe dahil edip-eğitmek ve bir süre sonra değişimi gerçekleştirmek.
Eski üye ile hemen vedalaşıp-yeninin oryantasyonu tamamlanıncaya dek, kurumdan bir başka kişinin görevi yapmasını sağlamak.
Yeni ve eski üyelerin bir süre birlikte çalışmasını sağlamak. (Eski üye emekli olmayacaksa pratikte pek mümkün değil.)
Son olarak (biraz Türk usulü) değişimi hemen yaparak, yeni üyenin işe intibak etmesini zamana yaymak.
Özetle
Boşalacak pozisyona şirket dışından süper adaylar bulmak mümkündür. Biz mümkün olduğunca şirket içinden görevlendirme yaparak atama sonrası çıkabilecek sorunları minimumda tutmaya gayret ediyoruz. Belki çok daha fazla iyileşmeyi, ekibimize yıldız oyuncuları transfer etmediğimizden kaçırmış oluyoruz ama takım halinde oynamayı, hatalarımızdan ders almayı/öğrenmeyi ve sürdürebilir olmayı garantiye almış oluyoruz. Yönetici olarak benim tercihim böyle.
Aşağıdaki yazıda, üst düzey yönetici bakış açısı ile değişim ihtiyacı nasıl ortaya çıkıyor ve biz (Kaplamin’de) ekipteki değişimi nasıl yönetiyoruz sorularını yanıtlamaya gayret edeceğim.
Değişim Gerektiği Nasıl Hissedilir?
Üye, ekip, lider, kurum, kurumun içinde bulunduğu koşullarda yeni bir durum,… değişikliği tetikleyebilir.
Üye kaynaklı problemler, çoğunlukla üyenin ailevi, sosyal, psikolojik problemlerinin bir yansıması olabilir. Normalde çok başarılı iken, aniden aksamaya başlayan, üst üste hatalara yapmaya başlayan arkadaşlarım oldu.
Ekip kaynaklılar, klikleşme veya başka bir değer yargısına geçme şeklinde olabilir. Ekip içinde klikleşme fiilen ekibin oyundan düşmesi demektir. Klikleşmeye müsaade edilmemelidir.
Yeni bir değer yargısına geçme, yeni bir standart/yazılım gibi ortaya çıkabilir.
Lider kaynaklı değişim ihtiyacı, yeni bir vizyon konulmasıyla başlamış olabilir. Yeni vizyon mevcut yönetim tarafından konulabileceği gibi (çoğunlukla) üst düzey yönetime yeni atamalarla da görülebilir.
Kurumun sahip değiştirmesi veya sıkıntıya düşmesi,…gibi durumlar ekibi etkiler.
Kurumun içinde bulunduğu koşullardaki değişimler; ekonomik kriz gibi çok sert bir şekilde ortaya çıkabileceği gibi kural ve yönetmeliklerde radikal değişiklikler şeklinde de ortaya çıkabilir.
Başka Gerekçeler
Yukarıdakilerin yanında, şu gerekçeleri de hissederek değişime gittiğim zamanlar oldu. İlginçtir, burada açıklayacağım bütün durumları satış yöneticisi pozisyonunda çalışan arkadaşlarımla yaşadım.
Uygulama farklılıkları, eski alışkanlıklar: Üye, kendisine tarif edilen rolü yeterince oynamıyor (tembel, kötü niyetli veya düşüncesiz), kendince farklı yorumlayarak-oynuyor. Bazen üye, elindeki bilgiyi/raporu yorumlamadan (yani işi sahiplenmeden) altına görev vererek kendini gereksiz eleman konumuna getirebiliyor.
Üyenin lideri olduğu ekip, doğru istikameti (yani doğru uygulamayı) görmekle birlikte; liderine olumsuz bir şey söyleyemediğinden onun dediği gibi hareket ediyor. Hedeflenen sonuçlar alınamıyor. Sonuç alınamaması, o ekibin (mesela satışın) farklı segmentlere girememesi, planını/bütçesini gerçekleştirememesi, elindeki imkanları doğru şekilde kullanamaması şeklinde de görülebiliyor.
Ekibini bütünden ayrı konumlandırmaya çalışma: En azından benim çalıştığım satış yöneticilerinin bazılarında böyle bir takıntı vardı. Kuşkusuz, satış en önemli iş, hele sipariş üzerine çalışıyorsanız. Buna rağmen, ekip (burada satış) bütünün (tüm şirket) bir parçasıdır, onun üzerinde veya altında değil tam içindedir. Kurumun bütünü için uygulanan kurallar/prosedürler onun için de geçerlidir. Eski arkadaşlarımdan biri, (satış) ekibinin diğer bölümlerle arkadaşlık yapmasını veya bu ekibe kimsenin (genel müdürün bile) söz söylemesini istemez idi. “Ben kızarım, ben söylerim, ödülü de cezayı da ben veririm” havasında idi.
Önce İyileştirmeye Çalışmak
Şu veya bu nedenle ortaya dökülen olumsuzluğu, üyeye ifade etmek, öncelikle kendisinden iyileştirme beklemek şarttır. Eğer üye, öğrenmeye açıksa iyileşme görme ihtimali çok yüksek oluyor. Ancak bizim kültürümüzle yetişen insanlar maalesef yenilenmeye (yani öğrenip-öğrendiğini uygulamaya) pek açık değiller. Herhalde eğitim sistemimizin bir sonucu olsa gerek.
Yeni Üyenin Bulunması
Ekipte değişikliğe karar verildiğinde, yeni üyenin bir an önce belirlenmesi kritik bir iştir. 2009’dan beri yeni üyenin öncelikle şirket içinden bulunmasına inanıyorum. İçeriden gelen kişinin ekibe uyum sağlaması (oryantasyon) ve sonuçlara katkı vermesi daha kolay oluyor. Ancak içeriden atanacak üyenin, kendisinin test edildiğini anlamaması ve hazırlık yapmaması da olasıdır.
Eğer kurum içinde uygun aday yoksa dışarıdan getirmek şart oluyor. Bu durumda dört ayrı oryantasyon şekli düşünülebilir.
Eski üye çalışırken, yeni adayı bir başka görevle ekibe dahil edip-eğitmek ve bir süre sonra değişimi gerçekleştirmek.
Eski üye ile hemen vedalaşıp-yeninin oryantasyonu tamamlanıncaya dek, kurumdan bir başka kişinin görevi yapmasını sağlamak.
Yeni ve eski üyelerin bir süre birlikte çalışmasını sağlamak. (Eski üye emekli olmayacaksa pratikte pek mümkün değil.)
Son olarak (biraz Türk usulü) değişimi hemen yaparak, yeni üyenin işe intibak etmesini zamana yaymak.
Özetle
Boşalacak pozisyona şirket dışından süper adaylar bulmak mümkündür. Biz mümkün olduğunca şirket içinden görevlendirme yaparak atama sonrası çıkabilecek sorunları minimumda tutmaya gayret ediyoruz. Belki çok daha fazla iyileşmeyi, ekibimize yıldız oyuncuları transfer etmediğimizden kaçırmış oluyoruz ama takım halinde oynamayı, hatalarımızdan ders almayı/öğrenmeyi ve sürdürebilir olmayı garantiye almış oluyoruz. Yönetici olarak benim tercihim böyle.
18 Eylül 2016 Pazar
Dijital Baskıya Nasıl Girmeli?
Bu konuyu ilkin dijital baskı başlığı ile 12 Ocak 2014 tarihinde yazdım. Haziran başında gittiğim Drupa fuarında, hemen her türlü malzeme üzerine dijital baskı yapıldığını
gördüm.
Yazıda atıfta bulunulan adresler:
http://www.thepackagingportal.com/features/the-world-has-gone-digital-crazy
http://www.screen.co.jp/ga_dtp/en/news/2016/06/gpn160601e.html
İki tür makine yaklaşımı belirgin hale gelmiş: Barberan
ve HP gibi şirketler, bir hat ile (belki biraz pahalı) ama uzun vadeli çözümler
sunuyorlar.
Karşılarında ise Xante ve Wonder gibi nispeten daha küçük ve ucuz ama baskı kalitesi (ilk gruba göre) biraz daha düşük olan makineler öneriyorlar.
Fuardaki dijital teknolojiler hakkında en kapsamlı (en iyi değerlendiren ama yalnızca büyük makineleri açıklayan) yazıyı International Paper Board dergisinin Temmuz 2016 sayısında, ‘The World has gone Digital Crazy!’ başlığı altında okumak mümkündür. Bu yazının internet linki, yazımın altındadır.
Baskı kalitesi, hem kullanılan kağıdın hem de
kullanılan mürekkebin etkisinde iken; makinedeki ink jet sayısından da
etkilenmektedir. Nitekim baskı kalitesi konusunda çok iddialı olan Barberan,
Jetmaster’ına CMYK’ya ilave 2 renk daha koymuş.
Sektörümüze Etkileri
Dijital baskının ilk ortaya çıkış amacı (veya sizin
beklentiniz), hem ofsete en yakın alternatif olmak hem de hızlı olmak ise sanki
ikinci grubun yaklaşımı biraz daha doğru gibi. Buna karşılık bu türlü (yani
Xante veya Wonder gibi) makinelerin, yüksek baskı kalitesinde yoğun baskılar
yapamadığı da bilinen bir gerçek. Ülkemizde de bulunan bir yabancı grup,
ellerinde 4 tane küçük/ucuz makine varken, HP ile görüştüğünü anlatmıştır.
Hemen tüm makine üreticileri, mürekkebi benden
alacaksın derken; HP (konuşabildiğim üreticiler arasında) makineyi satmak
yerine kiralamayı da öneren tek şirket idi.
Ayrıca HP, preprint baskı anlayışını da dijital hale
getirmiş ve satmış durumda. HP, dijitali diğer baskı yöntemlerine uygulamış
olması onu biraz daha öne geçirmiş gibi görünüyor.
Fuarda karşılaştığım ziyaretçilerin büyük çoğunluğu
ofset baskı işletmeleri idi. Bu kişiler, dijital baskının kendi işlerinin
önemli bir kısmını bitireceğini, oluklu fabrikaları ise yeni bir iş imkanını
anlamış durumdalar. Bu nedenle de teklif alan ofsetçileri de oluklu fabrikalarını
da gördüm.
Oluklu mukavva fabrikaları (daha doğrusu, orta ve küçük
ölçekli olanları) ofset baskılı işleri almak ve dijital olarak üretme imkanına
kavuşacaklar.
Benzeri iş hacmindeki bazı fabrikaların, display/stand
adlarla anılan rafların üretimine kayması olasıdır.
Mevcut durumda az adetli olduğu için fahiş fiyata
satılan bazı ofset ambalajlar, hızla dijitale dönecek ve ucuzlayacaktır.
Fuarla aynı günlerde BHS ile Screen Graphic and
Precision Solutions şirketleri, oluklu hattında dijital baskı yapma amaçlı
teknoloji geliştireceklerini açıkladılar. Konuya ilişkin duyuru, yazımın
altındaki ikinci linktedir.
Bu girişim, dijital baskının daha da hızlanması
anlamına gelir ki; sanki preprint teknolojisi olukluya taşınmış gibi (belki de
daha fazlası) olacaktır.
Konuya İlişkin Endişem
‘High graphics’ makinelerde olduğu gibi, oluklu
fabrikalarının dijital baskı makinelerinden üçer-beşer alıp, kutuyu doğru
fiyatta satmaması/satamamasıdır. Yüksek kaliteli baskı yapan makineler sektörde
çoğaldıkça, bu ürünlerin karlılıkları dramatik olarak azalmıştır.
Peki Ne Yapmalı?
Pazardan emin değilsek, ucuz makinelerden bir tane
alıp-pazarı test etmek mantıklı bir çözüm gibidir.
Müşteri ile iyi bir kontratınız varsa, daha pahalı
çözümlere yönelmek daha akıllıcadır.
Ya da BHS ile Screen’in çözümünü de bekleyebilirsiniz.
Yazıda atıfta bulunulan adresler:
http://www.thepackagingportal.com/features/the-world-has-gone-digital-crazy
http://www.screen.co.jp/ga_dtp/en/news/2016/06/gpn160601e.html
21 Ağustos 2016 Pazar
Büyümek Zorundasınız
Geçtiğimiz
günlerde Jack ve Suzy Welch’in yazdığı “Gerçek Hayatta MBA” adlı kitabı okudum.
Aşağıdaki yazıda kitabın “Büyümek Zorundasınız” başlıklı bölümünde dile
getirilen görüşleri, özetleyerek yorumlamaya çalışacağım.
Yazarlar,
mealen kitabı bu bölümünden okumaya başladıysanız, lütfen geri dönün ve baştan
başlayarak okuyun diye yazmışlar. Bende aynı görüşten hareketle, en iyisi
kitabı alın ve okuyun diyerek başlıyorum.
Büyümek
İçin
Öncelikle
yapılması gerekenler şöyle özetlenmiş:
“Misyon
ve değerler uyumlaştırılmalıdır.
Performans
ve inovasyonu teşvik eden türde liderlik benimsenmelidir.
Veriler
manyakça öğütülerek performansa katkı sağlanmalıdır.
Strateji
oluşturma sürecinde hızlı ve çevik olunmalıdır.
Modern
bir sosyal yapı yerleştirilmelidir.
Üretken
şekilde endişelenilmelidir. Elbette bu faaliyetler büyümeyi destekler!”
- Yeni birilerini işe alın ve onların farklı görüşlerini değerlendirin: İşinizle hiç alakası olmayan sektörlerden gelenler, umulmayan katkıları sağlayabilir. Oturmuş ekipler iyidir ama bir süre sonra herkes aynı bakış açısına sahip olur. Arada bambaşka sektörlerden yeni insanları işe almak ve onların görüşlerinden yararlanmak gerekir.
- Kaynaklarınızı çeşitli projeler arasında kırpıştırmayın, inandığınız projeye daha çok kaynak ayırın: Pazarlama, yeni ürün,…gibi çeşitli projeler söz konusu olduğunda, bütçe projeler arasında pay edilir. Bunun yerine en önemli gördüğünüz projeye daha çok (belki de bütçenin tamamını) ayırın ve o projenin gerçek anlamda katkı yapmasını sağlayın.
- İnovasyon herkesin işidir, süper buluşlar yerine düzenli iyileşme adımları: Büyük buluşlar/icatlar iyidir ama kurum içinde her yıl yeni buluş yapılması pek mümkün olmaz. Dolayısı ile herkesin yaptığı işte düzenli iyileştirme yapıyor olması çok önemlidir. Stok sayımındaki hata sayısının düzenli azalması, raporun her ay birkaç saat daha erken çıkması,…gibi küçük ama sürekli iyileştirmeler büyük katkılar sağlar.
- Büyüme motorlarında en iyi çalışanlarınızı görevlendirin: Yeni ürün geliştirme, yeni müşteri edinme, teknoloji,…vs gibi büyümenizi sağlayacak motorlardaki yöneticileriniz yapmaları gereken işe uygun olmalıdır. Bazen başka bir görevdeki yönetici, olduğu yerde iyi olabilir ama diğer bir görevde daha faydalı olabilir. Kaydırmalar yapmayı düşünmek gerekir.
- Büyümeye bağlı ödüllendirme yapın: Ödül/prim sistemi, kurulduğu dönemdeki önceliklere göre yapılanmıştır. Yeni bir büyüme döneminde, yeni dönemin dinamiklerine göre tekrar kurgulanmalıdır.
- Ayak direyenlere dikkat: Eski köye yeni adet, bu iş ancak böyle yapılır,…gibi tutum sergileyen (kurumun istediğiniz yönde gelişmesini engelleyen) kişiler olabilir. Büyümek istiyorsanız, önlem almalısınız. Öncelikle doğru davranış modelini açıklamanız, sonra uyarmanız, düzelmiyorsa görevden almaya kadar gitmeniz gerekebilir.
Welch’lerin
görüşlerinde olduğu gibi tavsiyeler çoğunlukla yığın üretilmiş hızlı tüketim
mallarına sanki daha çok uyuyor. Halbuki ambalaj sektörü ise daha çok sipariş
almaya dayanıyor. Bu nedenle de bizim sektörümüze çok uymazmış gibi görünse de
oldukça eğitici bulduğum bir kitap.
10 Temmuz 2016 Pazar
Yeni Makine Maliyet Avantajı Sağlar Mı?
Ülkemizde
yatırım yapan (daha doğrusu bir yerleri satın alan) Avrupalı şirketler hemen
bir iyileştirme programına başlama eğilimindedir. Bu durumu bizzat Çopikas'da
çalıştığım dönemde yaşadım. Yeni makinelerle çalışmak, yeni teknolojiyi
kullanmak, teknik kökenden gelen yöneticiler için hep heyecan verici olmuştur.
Bende de oldu. Ancak yeni teknolojinin her zaman beklenen katkıyı yapması
hususunda tereddütlerim vardı. Geçtiğimiz günlerde, Toyo Ink Genel Müdürü Yakup
Benli'den dinlediğim bir anekdot; konu üzerinde biraz daha düşünmeme neden
oldu. Önce anekdotu nakledeyim: Yakup Bey'in geçmişte çalıştığı bir şirkette,
yeni makine almak istediklerinde Amerikalı yönetim kurulu üyesi yatırım
kararına karşı çıkarak, mealen "bu fabrika teknoloji müzesi değil,
elinizdeki makinelere daha düzgün kullanın" demiş.
Şimdi
buyurun, yeni teknolojinin maliyet avantajı sağlaması üzerine düşüncelerimi
size bir anlatayım.
Teknoloji Ne Demektir?
"Teknoloji:
Bir sanayi alanında gücü ve bilgiyi biriktirme,
denetleme, işleme, iletme gibi amaçlarla oluşturulan makinelerin, araç
gereçlerin, aygıtların, yöntemlerin vb. tümünü kapsayan uygulama bilgisi"
Bizde
teknoloji deyince hep yeni çıkan bir makine anlaşılır. Makine satıcılarının
abartılı reklamları bizi böyle düşünmeye itmektedir. Halbuki teknoloji, bilimi
uygulama demektir. Yeni makineyi almak, onu gerektiği gibi kullanmamızı
garantilemez. Öte yandan teknoloji yalnızca makine değil, bazı durumlarda
makinenin daha verimli çalışması için bir parça konveyör olabilir.
Peki
Maliyet?
"Maliyet:
Bir mal elde edilinceye kadar harcanan değerlerin toplamı."
Konumuz
ambalaj olduğuna göre maliyet kalemlerini tek tek irdeleyelim:
Hammadde
maliyeti, kağıt ve nişasta (kostik, boraks dahil) maliyetidir. Hammaddelerin,
şirkete gelişinde ödenen nakliye ve ithalat masrafları ile imalat sırasında
oluşan fireler dahildir.
Yardımcı
madde maliyeti, mürekkep, tutkal, palet, streç, vs tüm yardımcı madde
giderlerini kapsar. Bu malzemelerden fire olanlar ile varsa nakliye/ithalat
giderleri dahildir.
Enerji
maliyeti, oluklu ve kutu üretiminde kullanılan her türlü enerji kalemidir.
Nakliye,
malın müşteriye teslimi sırasında oluşan giderlerdir.
Personel,
hem doğrudan işçilik (üretimde çalışan kişiler) hem de satış ve diğer personel
giderleridir. Sigorta, yemek, servis, vergiler dahildir. (Giydirilmiş tabir
edilmektedir.)
Bakım
onarım maliyeti, değişen parçalardan, dışarıdan alınan servis hizmetlerine dek
tesisi çalışır tutmaya yarayan tüm giderlerdir.
Genel
gider, ofis, iletişim ve bilgisayar gibi geriye kalan giderlerdir.
Ortalama
bir oluklu mukavva ambalaj şirketinde (KDV hariç ayda 7 milyon TL kadar ciro
yapan) giderlerin dağılımı ve ortalama tahminlerim aşağıdaki gibidir.
İlk sütun
giderin tahmini aralığı, son sütun ise kabul edilen ortalamaları
göstermektedir.
| % | ort. % | |
| Hammadde | 65 - 72 | 69 |
| yardımcı madde | 6 - 8 | 7 |
| Enerji | 2 - 5 | 3 |
| Nakliye | 4 - 9 | 7 |
| Personel | 8 - 12 | 10 |
| bakım-onarım | 1 - 3 | 2 |
| genel gider | 2 - 3 | 2 |
| 100 |
Yeni Teknoloji Hangi Maliyetleri Etkiler?
Her
türlü amortismanlar ile finansmanla ilintili her türlü gider, yukarıdaki
tabloya dahil değildir. Tablo, maliyet toplamı 100 olacak şekilde
hazırlandığından, listelenen gider kalemlerinin ciroya oranı ile
karıştırılmaması gerekir.
Ülkemizde
makine yatırımları, çoğunlukla hız artışı (yani daha az işçilik), miktar artışı
veya hızlı teslimat için yapılsa da bu kalemleri detaylı etüt etmekte yarar
var.
Hammadde
maliyeti: Yeni teknoloji hammadde maliyetini; fire azaltmak suretiyle
etkileyebilir. Ayrıca düşük gramaj kullanma etkisi de söz konusudur. Bu
çalışmada düşük gramajı bir kenara bırakıp, fire azaltma etkisini hesaplayalım.
Mevcut durumda fire 11% ve yeni yatırımla 10% olacaksa, yeni hammadde maliyeti
(1,10/1,11)*69=68,37 olacaktır.
Yardımcı
madde maliyeti, fire kadar azalacaksa aynı formül ile 6,94 olarak
hesaplanabilir.
Enerji,
nakliye ve genel gider yeni makine yatırımından fazla etkilenmeyen kalemlerdir.
Bazı kutu makineleri, eskilerinden daha fazla enerji tüketir. Bu etkiyi yok
varsayıyorum.
Personel
maliyeti, ya çalışan sayısının azaltılması ya da hız artışı şeklinde
etkileneceğinden daha detaylı şekilde analiz edilmelidir. Yeni teknoloji
çalışanların 10%'unu azaltacaksa, kabaca personel gideri 0,5 ila 0,8 puan kadar
(ortalama 0,7 puan) azalacaktır.
Bakım
onarım giderinin, yeni yatırımla azalması mümkündür ama sıfırlanması söz konusu
değildir. 10% azalsa 0,2 puan avantaj anlamı çıkmaktadır.
Yeni
maliyet yapısını alt alta yazdığımızda,
| % | |
| Hammadde | 68,37 |
| yardımcı madde | 6,94 |
| Enerji | 3 |
| Nakliye | 7 |
| Personel | 9,3 |
| bakım-onarım | 1,8 |
| genel gider | 2 |
| 98,41 |
Yatırımın Maliyet Tarafı
Böyle
bir yatırım maliyet yapısını 1,59% iyileştirecektir.
Bu
sonuçları sağlayan yatırımın tutarı 3 milyon € kadar ise, şirketin gelir
tablosuna yansıyan 2 maliyet unsuru şöyle hesaplanabilir:
Amortisman,
makine ömrü 10 yıl kabulü ile 3 milyon € * 3,3(kur) / 120 ay = 82.500 TL/ay.
Finansman
gideri, kabaca 3 milyon € * 3,3 * 15% / 12 ay = 123.750 TL/ay.
İlkinin
ciroya oranı 1,18% iken ikincinin 1,77%'dir. Yani dipteki kar 2,95%
azalacaktır.
Sonuç ve Yorum
3
milyon €'luk yatırımdan elde edilecek avantajları (1 puan fire, 10% daha az
çalışan) çok iddialı olarak tahmin ettiğimiz bu örnekte, maliyet yapısı 1,59
puan iyileşirken gelir tablosu bunun iki katı kadar kötüleşmektedir. Yakup
Bey'in Amerikalısı haklı görünmektedir.
Hesap
ortada iken Avrupalıların bu kadar yenileme yatırımı yapmasının arkasındaki
motivasyon, herhalde oradaki personel giderinin bizden çok yukarıda olması
vardır.
Etiketler:
ambalaj yatırımı,
amortisman,
ham madde maliyeti,
makine yatırımı,
maliyet azaltma,
maliyet yapısı,
yatırım kararı,
yatırım maliyeti,
yeni yatırım,
yenileme,
yenileme yatırımı
15 Mayıs 2016 Pazar
Oluklu Mukavva Ambalaj Sektörü 2015'i Nasıl Bitirdi?
Milliyet
Gazetesi'nin 28 Mart 2016 tarihli sayısında, Sayın Güngör Uras'ın "Borsa
Şirketlerimiz 2015'i İyi Geçirmiş" başlıklı yazısını oldukça geç okuma
imkanım oldu. Aşağıda linkini verdiğim yazıda, borsamızdaki imalat
şirketlerinin 2015/2014 finansal sonuçları analiz edilmiş ve sonuçları
aşağıdaki tabloda özetlenmiştir. (Sanırım değerlendirmeye tabi tutulan
şirketlerin toplam rakamları, 164'e bölünerek tabloya alınmış.)
Çok güzel ve anlaşılır hazırlanmış tablo, borsadaki imalat şirketlerinin iş sonuçlarının çok iyi olduğunu apaçık ortaya koymaktadır. Acaba, oluklu mukavva şirketlerinde durum ne diye düşünerek; aynı tabloları borsaya kote 3 şirketin yayınlanmış tablolarından yola çıkarak ben de hazırladım.
2015 oluklu mukavva sektörü açısından olağan üstü sayılabilecek olayların üst üste geldiği bir yıl olduğunu hatırlamak gerekir.
Borsaya kote olan şirketlerde çalışanlar sendikalı olduğundan, toplu iş sözleşmeleri ciddi maliyet artışı getirmiştir. Borsada olmayan ve sendikalaşma bulunmayan şirketler bu durumdan olumlu etkilenmişlerdir. Sendikalı olanlar (yani yukarıdaki 3 şirket) açısından haksız rekabet söz konusudur.
Ayrıca borsada işlem gören şirketlerin verileri yayınlanırken, borsada olmayanların verilerinin yayınlanmıyor olması da bir başka haksız rekabet konusudur. Belli büyüklükteki tüm şirketlerin tablolarının yayınlanmasına (bu konuda bir yasal düzenlemeye) şiddetle ihtiyaç vardır.
Devreye giren iki yeni oluklu fabrikası, yüksek teknolojileri ile rekabette öne geçmiş, analize konu şirketlerin dengesini bozmuştur. Ülkemizin toplam kurulu kapasitesindeki bu ani artış, GSYH büyüme oranının hem düşük hem de büyümenin imalat sanayinden ziyade inşaat gibi sektörlerden kaynaklandığı bir yıla denk geldiğinden çifte etki yaratmıştır. (Eğer ülkemizin büyümesi daha fazla olsa, yeni fabrikaların etkisi bu derecede hissedilmez idi. Gerçekte iki fabrika arz talep dengesini bu kadar bozamaz.)
Türkiye oluklu mukavva kağıdını üretimini önemli ölçüde arttıran bir kağıt fabrikasının devreye girmesi de kağıt piyasasındaki dengeleri değiştirmiştir. Yeni fabrika, mevcut (ve fazla büyümemiş olan) pazardan pay aldığından; kağıt fiyatlarını doğrudan, oluklu mukavva fiyatlarını dolaylı etkilemiştir.
Hem kağıt hem de kutu üreten ama borsada olamayan bazı oyuncular, bazen kağıtta bazen de kutuda fiyat rekabetine girdiğinden açık ara öne geçmişlerdir.
Özetle, 2015 oluklu mukavva denizinde büyük fırtınaların koptuğu bir yıl olmuştur. 2016 yılı, inşallah denizin durulduğu ve taşların yerine oturduğu bir yıl olacaktır. Kişisel tahminim, "aynı analizi 2016 sonuçlarıyla yaparsam çok daha iyi oranları hesaplarım" şeklindedir.
Yukarıda bahsedilen yazının linki:
http://www.milliyet.com.tr/borsa-sirketlerimiz-2015-i-iyi/ekonomi/ydetay/2216796/default.htm
Çok güzel ve anlaşılır hazırlanmış tablo, borsadaki imalat şirketlerinin iş sonuçlarının çok iyi olduğunu apaçık ortaya koymaktadır. Acaba, oluklu mukavva şirketlerinde durum ne diye düşünerek; aynı tabloları borsaya kote 3 şirketin yayınlanmış tablolarından yola çıkarak ben de hazırladım.
2014
|
2015
|
değişim (%)
|
|
Öz Sermaye
|
252,6
|
252,6
|
0,0
|
Toplam Varlıklar
|
784,2
|
937,7
|
19,6
|
Toplam Borçlar
|
345,3
|
494,9
|
43,3
|
Kısa Vade
|
308,9
|
453,5
|
46,8
|
Uzun Vade
|
36,4
|
41,4
|
13,8
|
Satış Gelirleri
|
1.112,3
|
1.134,7
|
2,0
|
Satışların Maliyeti
|
914,4
|
968,0
|
5,9
|
Faaliyet Giderleri
|
151,3
|
168,6
|
11,4
|
Faaliyet Karı
|
72,8
|
27,3
|
-62,4
|
Net Dönem Karı
|
22,9
|
1,7
|
-92,7
|
İlk
göze çarpan bir kaç konu:
- Oluklu mukavva ambalaj şirketlerinin borçlarında (bir yıl içinde) ciddi bir artış olmuş.
- Cirolar 2% artarken, satışların maliyetinde 6% kadar ve faaliyet giderlerinde 11% kadar artış olmuş. Herhalde ilave satış yapılırken ya fiyatlar çok düşük olmuş ya da yeni müşterilerin sisteme girişi çok pahalı gerçekleşmiş.
- Faaliyet karı 62% kadar azalırken, net kar 93% kadar azalmış.
Özetle,
oluklu mukavva ambalaj sektörü (yani borsadaki 3 şirket) 2015'i iyi geçirmemiş.
Oransal
analize bakarsak:
ORANLAR (%)
|
2014
|
2015
|
Öz Sermaye / Varlıklar
|
32,2
|
26,9
|
Toplam Borç / Öz Sermaye
|
136,7
|
195,9
|
Toplam Borç / Toplam Varlıklar
|
44,0
|
52,8
|
Toplam Borç / Satış Gelirleri
|
31,0
|
43,6
|
Net Kar / Satış Gelirleri
|
2,1
|
0,1
|
Net Kar / Öz Sermaye
|
9,1
|
0,7
|
- Varlıkların finansmanında öz sermayenin oranı, gazetedeki analize göre oldukça düşük.
- Şirketler öz sermayelerinin neredeyse iki katı borçlanmış durumda.
- Toplam borçlar, cironun ancak 44%'üne ulaşıyor ki bu yukarıdaki analizden daha iyi bir netice demektir.
- Karlılık
oranları oldukça düşük.
2015 oluklu mukavva sektörü açısından olağan üstü sayılabilecek olayların üst üste geldiği bir yıl olduğunu hatırlamak gerekir.
Borsaya kote olan şirketlerde çalışanlar sendikalı olduğundan, toplu iş sözleşmeleri ciddi maliyet artışı getirmiştir. Borsada olmayan ve sendikalaşma bulunmayan şirketler bu durumdan olumlu etkilenmişlerdir. Sendikalı olanlar (yani yukarıdaki 3 şirket) açısından haksız rekabet söz konusudur.
Ayrıca borsada işlem gören şirketlerin verileri yayınlanırken, borsada olmayanların verilerinin yayınlanmıyor olması da bir başka haksız rekabet konusudur. Belli büyüklükteki tüm şirketlerin tablolarının yayınlanmasına (bu konuda bir yasal düzenlemeye) şiddetle ihtiyaç vardır.
Devreye giren iki yeni oluklu fabrikası, yüksek teknolojileri ile rekabette öne geçmiş, analize konu şirketlerin dengesini bozmuştur. Ülkemizin toplam kurulu kapasitesindeki bu ani artış, GSYH büyüme oranının hem düşük hem de büyümenin imalat sanayinden ziyade inşaat gibi sektörlerden kaynaklandığı bir yıla denk geldiğinden çifte etki yaratmıştır. (Eğer ülkemizin büyümesi daha fazla olsa, yeni fabrikaların etkisi bu derecede hissedilmez idi. Gerçekte iki fabrika arz talep dengesini bu kadar bozamaz.)
Türkiye oluklu mukavva kağıdını üretimini önemli ölçüde arttıran bir kağıt fabrikasının devreye girmesi de kağıt piyasasındaki dengeleri değiştirmiştir. Yeni fabrika, mevcut (ve fazla büyümemiş olan) pazardan pay aldığından; kağıt fiyatlarını doğrudan, oluklu mukavva fiyatlarını dolaylı etkilemiştir.
Hem kağıt hem de kutu üreten ama borsada olamayan bazı oyuncular, bazen kağıtta bazen de kutuda fiyat rekabetine girdiğinden açık ara öne geçmişlerdir.
Özetle, 2015 oluklu mukavva denizinde büyük fırtınaların koptuğu bir yıl olmuştur. 2016 yılı, inşallah denizin durulduğu ve taşların yerine oturduğu bir yıl olacaktır. Kişisel tahminim, "aynı analizi 2016 sonuçlarıyla yaparsam çok daha iyi oranları hesaplarım" şeklindedir.
Yukarıda bahsedilen yazının linki:
http://www.milliyet.com.tr/borsa-sirketlerimiz-2015-i-iyi/ekonomi/ydetay/2216796/default.htm
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)