21 Ağustos 2016 Pazar

Büyümek Zorundasınız

Geçtiğimiz günlerde Jack ve Suzy Welch’in yazdığı “Gerçek Hayatta MBA” adlı kitabı okudum. Aşağıdaki yazıda kitabın “Büyümek Zorundasınız” başlıklı bölümünde dile getirilen görüşleri, özetleyerek yorumlamaya çalışacağım.

Yazarlar, mealen kitabı bu bölümünden okumaya başladıysanız, lütfen geri dönün ve baştan başlayarak okuyun diye yazmışlar. Bende aynı görüşten hareketle, en iyisi kitabı alın ve okuyun diyerek başlıyorum.

Büyümek İçin
Öncelikle yapılması gerekenler şöyle özetlenmiş:
“Misyon ve değerler uyumlaştırılmalıdır.
Performans ve inovasyonu teşvik eden türde liderlik benimsenmelidir.
Veriler manyakça öğütülerek performansa katkı sağlanmalıdır.
Strateji oluşturma sürecinde hızlı ve çevik olunmalıdır.
Modern bir sosyal yapı yerleştirilmelidir.
Üretken şekilde endişelenilmelidir. Elbette bu faaliyetler büyümeyi destekler!”
  • Yeni birilerini işe alın ve onların farklı görüşlerini değerlendirin: İşinizle hiç alakası olmayan sektörlerden gelenler, umulmayan katkıları sağlayabilir. Oturmuş ekipler iyidir ama bir süre sonra herkes aynı bakış açısına sahip olur. Arada bambaşka sektörlerden yeni insanları işe almak ve onların görüşlerinden yararlanmak gerekir.
  • Kaynaklarınızı çeşitli projeler arasında kırpıştırmayın, inandığınız projeye daha çok kaynak ayırın: Pazarlama, yeni ürün,…gibi çeşitli projeler söz konusu olduğunda, bütçe projeler arasında pay edilir. Bunun yerine en önemli gördüğünüz projeye daha çok (belki de bütçenin tamamını) ayırın ve o projenin gerçek anlamda katkı yapmasını sağlayın.
  • İnovasyon herkesin işidir, süper buluşlar yerine düzenli iyileşme adımları: Büyük buluşlar/icatlar iyidir ama kurum içinde her yıl yeni buluş yapılması pek mümkün olmaz. Dolayısı ile herkesin yaptığı işte düzenli iyileştirme yapıyor olması çok önemlidir. Stok sayımındaki hata sayısının düzenli azalması, raporun her ay birkaç saat daha erken çıkması,…gibi küçük ama sürekli iyileştirmeler büyük katkılar sağlar.
  • Büyüme motorlarında en iyi çalışanlarınızı görevlendirin: Yeni ürün geliştirme, yeni müşteri edinme, teknoloji,…vs gibi büyümenizi sağlayacak motorlardaki yöneticileriniz yapmaları gereken işe uygun olmalıdır. Bazen başka bir görevdeki yönetici, olduğu yerde iyi olabilir ama diğer bir görevde daha faydalı olabilir. Kaydırmalar yapmayı düşünmek gerekir.
  • Büyümeye bağlı ödüllendirme yapın: Ödül/prim sistemi, kurulduğu dönemdeki önceliklere göre yapılanmıştır. Yeni bir büyüme döneminde, yeni dönemin dinamiklerine göre tekrar kurgulanmalıdır.
  • Ayak direyenlere dikkat: Eski köye yeni adet, bu iş ancak böyle yapılır,…gibi tutum sergileyen (kurumun istediğiniz yönde gelişmesini engelleyen) kişiler olabilir. Büyümek istiyorsanız, önlem almalısınız. Öncelikle doğru davranış modelini açıklamanız, sonra uyarmanız, düzelmiyorsa görevden almaya kadar gitmeniz gerekebilir.


Welch’lerin görüşlerinde olduğu gibi tavsiyeler çoğunlukla yığın üretilmiş hızlı tüketim mallarına sanki daha çok uyuyor. Halbuki ambalaj sektörü ise daha çok sipariş almaya dayanıyor. Bu nedenle de bizim sektörümüze çok uymazmış gibi görünse de oldukça eğitici bulduğum bir kitap.

10 Temmuz 2016 Pazar

Yeni Makine Maliyet Avantajı Sağlar Mı?

Ülkemizde yatırım yapan (daha doğrusu bir yerleri satın alan) Avrupalı şirketler hemen bir iyileştirme programına başlama eğilimindedir. Bu durumu bizzat Çopikas'da çalıştığım dönemde yaşadım. Yeni makinelerle çalışmak, yeni teknolojiyi kullanmak, teknik kökenden gelen yöneticiler için hep heyecan verici olmuştur. Bende de oldu. Ancak yeni teknolojinin her zaman beklenen katkıyı yapması hususunda tereddütlerim vardı. Geçtiğimiz günlerde, Toyo Ink Genel Müdürü Yakup Benli'den dinlediğim bir anekdot; konu üzerinde biraz daha düşünmeme neden oldu. Önce anekdotu nakledeyim: Yakup Bey'in geçmişte çalıştığı bir şirkette, yeni makine almak istediklerinde Amerikalı yönetim kurulu üyesi yatırım kararına karşı çıkarak, mealen "bu fabrika teknoloji müzesi değil, elinizdeki makinelere daha düzgün kullanın" demiş.
Şimdi buyurun, yeni teknolojinin maliyet avantajı sağlaması üzerine düşüncelerimi size bir anlatayım.

Teknoloji Ne Demektir?


"Teknoloji: Bir sanayi alanında gücü ve bilgiyi biriktirme, denetleme, işleme, iletme gibi amaçlarla oluşturulan makinelerin, araç gereçlerin, aygıtların, yöntemlerin vb. tümünü kapsayan uygulama bilgisi"

Bizde teknoloji deyince hep yeni çıkan bir makine anlaşılır. Makine satıcılarının abartılı reklamları bizi böyle düşünmeye itmektedir. Halbuki teknoloji, bilimi uygulama demektir. Yeni makineyi almak, onu gerektiği gibi kullanmamızı garantilemez. Öte yandan teknoloji yalnızca makine değil, bazı durumlarda makinenin daha verimli çalışması için bir parça konveyör olabilir.


Peki Maliyet?


"Maliyet: Bir mal elde edilinceye kadar harcanan değerlerin toplamı."

Konumuz ambalaj olduğuna göre maliyet kalemlerini tek tek irdeleyelim:
Hammadde maliyeti, kağıt ve nişasta (kostik, boraks dahil) maliyetidir. Hammaddelerin, şirkete gelişinde ödenen nakliye ve ithalat masrafları ile imalat sırasında oluşan fireler dahildir.
Yardımcı madde maliyeti, mürekkep, tutkal, palet, streç, vs tüm yardımcı madde giderlerini kapsar. Bu malzemelerden fire olanlar ile varsa nakliye/ithalat giderleri dahildir.
Enerji maliyeti, oluklu ve kutu üretiminde kullanılan her türlü enerji kalemidir.
Nakliye, malın müşteriye teslimi sırasında oluşan giderlerdir.
Personel, hem doğrudan işçilik (üretimde çalışan kişiler) hem de satış ve diğer personel giderleridir. Sigorta, yemek, servis, vergiler dahildir. (Giydirilmiş tabir edilmektedir.)
Bakım onarım maliyeti, değişen parçalardan, dışarıdan alınan servis hizmetlerine dek tesisi çalışır tutmaya yarayan tüm giderlerdir.
Genel gider, ofis, iletişim ve bilgisayar gibi geriye kalan giderlerdir.

Ortalama bir oluklu mukavva ambalaj şirketinde (KDV hariç ayda 7 milyon TL kadar ciro yapan) giderlerin dağılımı ve ortalama tahminlerim aşağıdaki gibidir. 
İlk sütun giderin tahmini aralığı, son sütun ise kabul edilen ortalamaları göstermektedir.

% ort. %
Hammadde 65 - 72 69
yardımcı madde 6 - 8 7
Enerji 2 - 5 3
Nakliye 4 - 9 7
Personel 8 - 12 10
bakım-onarım 1 - 3 2
genel gider 2 - 3 2
100

Yeni Teknoloji Hangi Maliyetleri Etkiler?

Her türlü amortismanlar ile finansmanla ilintili her türlü gider, yukarıdaki tabloya dahil değildir. Tablo, maliyet toplamı 100 olacak şekilde hazırlandığından, listelenen gider kalemlerinin ciroya oranı ile karıştırılmaması gerekir.

Ülkemizde makine yatırımları, çoğunlukla hız artışı (yani daha az işçilik), miktar artışı veya hızlı teslimat için yapılsa da bu kalemleri detaylı etüt etmekte yarar var.

Hammadde maliyeti: Yeni teknoloji hammadde maliyetini; fire azaltmak suretiyle etkileyebilir. Ayrıca düşük gramaj kullanma etkisi de söz konusudur. Bu çalışmada düşük gramajı bir kenara bırakıp, fire azaltma etkisini hesaplayalım. Mevcut durumda fire 11% ve yeni yatırımla 10% olacaksa, yeni hammadde maliyeti (1,10/1,11)*69=68,37 olacaktır.

Yardımcı madde maliyeti, fire kadar azalacaksa aynı formül ile 6,94 olarak hesaplanabilir.

Enerji, nakliye ve genel gider yeni makine yatırımından fazla etkilenmeyen kalemlerdir. Bazı kutu makineleri, eskilerinden daha fazla enerji tüketir. Bu etkiyi yok varsayıyorum.

Personel maliyeti, ya çalışan sayısının azaltılması ya da hız artışı şeklinde etkileneceğinden daha detaylı şekilde analiz edilmelidir. Yeni teknoloji çalışanların 10%'unu azaltacaksa, kabaca personel gideri 0,5 ila 0,8 puan kadar (ortalama 0,7 puan) azalacaktır.

Bakım onarım giderinin, yeni yatırımla azalması mümkündür ama sıfırlanması söz konusu değildir. 10% azalsa 0,2 puan avantaj anlamı çıkmaktadır.

Yeni maliyet yapısını alt alta yazdığımızda,
%
Hammadde 68,37
yardımcı madde 6,94
Enerji 3
Nakliye 7
Personel 9,3
bakım-onarım 1,8
genel gider 2
98,41

Yatırımın Maliyet Tarafı

Böyle bir yatırım maliyet yapısını 1,59% iyileştirecektir.
Bu sonuçları sağlayan yatırımın tutarı 3 milyon € kadar ise, şirketin gelir tablosuna yansıyan 2 maliyet unsuru şöyle hesaplanabilir:

Amortisman, makine ömrü 10 yıl kabulü ile 3 milyon € * 3,3(kur) / 120 ay = 82.500 TL/ay.
Finansman gideri, kabaca 3 milyon € * 3,3 * 15% / 12 ay = 123.750 TL/ay.
İlkinin ciroya oranı 1,18% iken ikincinin 1,77%'dir. Yani dipteki kar 2,95% azalacaktır.

Sonuç ve Yorum

3 milyon €'luk yatırımdan elde edilecek avantajları (1 puan fire, 10% daha az çalışan) çok iddialı olarak tahmin ettiğimiz bu örnekte, maliyet yapısı 1,59 puan iyileşirken gelir tablosu bunun iki katı kadar kötüleşmektedir. Yakup Bey'in Amerikalısı haklı görünmektedir.
Hesap ortada iken Avrupalıların bu kadar yenileme yatırımı yapmasının arkasındaki motivasyon, herhalde oradaki personel giderinin bizden çok yukarıda olması vardır.

15 Mayıs 2016 Pazar

Oluklu Mukavva Ambalaj Sektörü 2015'i Nasıl Bitirdi?

Milliyet Gazetesi'nin 28 Mart 2016 tarihli sayısında, Sayın Güngör Uras'ın "Borsa Şirketlerimiz 2015'i İyi Geçirmiş" başlıklı yazısını oldukça geç okuma imkanım oldu. Aşağıda linkini verdiğim yazıda, borsamızdaki imalat şirketlerinin 2015/2014 finansal sonuçları analiz edilmiş ve sonuçları aşağıdaki tabloda özetlenmiştir. (Sanırım değerlendirmeye tabi tutulan şirketlerin toplam rakamları, 164'e bölünerek tabloya alınmış.)
Çok güzel ve anlaşılır hazırlanmış tablo, borsadaki imalat şirketlerinin iş sonuçlarının çok iyi olduğunu apaçık ortaya koymaktadır. Acaba, oluklu mukavva şirketlerinde durum ne diye düşünerek; aynı tabloları borsaya kote 3 şirketin yayınlanmış tablolarından yola çıkarak ben de hazırladım.

 
2014
2015
değişim (%)
Öz Sermaye
252,6
252,6
0,0
Toplam Varlıklar
784,2
937,7
19,6
Toplam Borçlar
345,3
494,9
43,3
Kısa Vade
308,9
453,5
46,8
Uzun Vade
36,4
41,4
13,8
Satış Gelirleri
1.112,3
1.134,7
2,0
Satışların Maliyeti
914,4
968,0
5,9
Faaliyet Giderleri
151,3
168,6
11,4
Faaliyet Karı
72,8
27,3
-62,4
Net Dönem Karı
22,9
1,7
-92,7

İlk göze çarpan bir kaç konu:
  • Oluklu mukavva ambalaj şirketlerinin borçlarında (bir yıl içinde) ciddi bir artış olmuş.
  • Cirolar 2% artarken, satışların maliyetinde 6% kadar ve faaliyet giderlerinde 11% kadar artış olmuş. Herhalde ilave satış yapılırken ya fiyatlar çok düşük olmuş ya da yeni müşterilerin sisteme girişi çok pahalı gerçekleşmiş.
  • Faaliyet karı 62% kadar azalırken, net kar 93% kadar azalmış.
Özetle, oluklu mukavva ambalaj sektörü (yani borsadaki 3 şirket) 2015'i iyi geçirmemiş.
Oransal analize bakarsak:
ORANLAR (%)
2014
2015
Öz Sermaye / Varlıklar
32,2
26,9
Toplam Borç / Öz Sermaye
136,7
195,9
Toplam Borç / Toplam Varlıklar
44,0
52,8
Toplam Borç / Satış Gelirleri
31,0
43,6
Net Kar / Satış Gelirleri
2,1
0,1
Net Kar / Öz Sermaye
9,1
0,7
  • Varlıkların finansmanında öz sermayenin oranı, gazetedeki analize göre oldukça düşük.
  • Şirketler öz sermayelerinin neredeyse iki katı borçlanmış durumda.
  • Toplam borçlar, cironun ancak 44%'üne ulaşıyor ki bu yukarıdaki analizden daha iyi bir netice demektir.
  • Karlılık oranları oldukça düşük.
Oranlar, analiz tamam da neden böyle olmuş derseniz?
2015 oluklu mukavva sektörü açısından olağan üstü sayılabilecek olayların üst üste geldiği bir yıl olduğunu hatırlamak gerekir.
Borsaya kote olan şirketlerde çalışanlar sendikalı olduğundan, toplu iş sözleşmeleri ciddi maliyet artışı getirmiştir. Borsada olmayan ve sendikalaşma bulunmayan şirketler bu durumdan olumlu etkilenmişlerdir. Sendikalı olanlar (yani yukarıdaki 3 şirket) açısından haksız rekabet söz konusudur.
Ayrıca borsada işlem gören şirketlerin verileri yayınlanırken, borsada olmayanların verilerinin yayınlanmıyor olması da bir başka haksız rekabet konusudur. Belli büyüklükteki tüm şirketlerin tablolarının yayınlanmasına (bu konuda bir yasal düzenlemeye) şiddetle ihtiyaç vardır.
Devreye giren iki yeni oluklu fabrikası, yüksek teknolojileri ile rekabette öne geçmiş, analize konu şirketlerin dengesini bozmuştur. Ülkemizin toplam kurulu kapasitesindeki bu ani artış, GSYH büyüme oranının hem düşük hem de büyümenin imalat sanayinden ziyade inşaat gibi sektörlerden kaynaklandığı bir yıla denk geldiğinden çifte etki yaratmıştır. (Eğer ülkemizin  büyümesi daha fazla olsa, yeni fabrikaların etkisi bu derecede hissedilmez idi. Gerçekte iki fabrika arz talep dengesini bu kadar bozamaz.)
Türkiye oluklu mukavva kağıdını üretimini önemli ölçüde arttıran bir kağıt fabrikasının devreye girmesi de kağıt piyasasındaki dengeleri değiştirmiştir. Yeni fabrika, mevcut (ve fazla büyümemiş olan) pazardan pay aldığından; kağıt fiyatlarını doğrudan, oluklu mukavva fiyatlarını dolaylı etkilemiştir.
Hem kağıt hem de kutu üreten ama borsada olamayan bazı oyuncular, bazen kağıtta bazen de kutuda fiyat rekabetine girdiğinden açık ara öne geçmişlerdir.

Özetle, 2015 oluklu mukavva denizinde büyük fırtınaların koptuğu bir yıl olmuştur. 2016 yılı, inşallah denizin durulduğu ve taşların yerine oturduğu bir yıl olacaktır. Kişisel tahminim, "aynı analizi 2016 sonuçlarıyla yaparsam çok daha iyi oranları hesaplarım" şeklindedir.

Yukarıda bahsedilen yazının linki:
http://www.milliyet.com.tr/borsa-sirketlerimiz-2015-i-iyi/ekonomi/ydetay/2216796/default.htm



17 Nisan 2016 Pazar

Büyük Değişim

Geçen ay kağıt esaslı ama köşebent gibi oluklu mukavva dışındaki ambalaj üreticilerinden bir kaçını ziyaret ettim. Bu tür ziyaretlerde hep olduğu gibi, geçen yıl nasıldı, bu yıl nasıl olacak gibi konuşmalar geçti. 2016'nın canlı bir yıl olmayacağını, gerçek büyümenin (=oluklu mukavva sektörü büyümesi) 2017'den itibaren olacağını tahmin ediyorum dedim. Buna karşılık bir şirket ortağı, "son 3-4 senedir, bu sene olmadı, seneye işler iyi olur inşallah diyoruz ama gelecek senenin sonunda da aynı noktada olduğumuzu görüyoruz" şeklinde bir özet yaptı. Yaptığı özet esasen, çok sayıdaki orta ve küçük işletmenin durumunun tespitidir.

İş sahibinin bu şekilde düşünmesinde yapılan yatırımın, planlanan (veya umulan) geri dönüş süresine uyulamayışı sanırım en önemli etkendir. Öte yandan ülkemizin normal temposunun altında büyümesi ve yabancı finansman girişinin azalması gibi faktörler de ekonomik gelişmenin yeterince iyi hissedilmemesine neden olmaktadır.

Bütün bunlar, ilk aşamada akla gelen doğru saptamalar olsa da gerçek neden "büyük değişim" biraz daha derinde ve daha büyük etkendir.

Büyük değişimi bazı örneklerle açıklamak daha kolay olacaktır. Benim ziyaretlerimle hemen hemen aynı günlerde Bobst'dan Hagop M. Tavitian Kaplamin'i ziyaret ettiğinde makinelerin verimliliği üzerine konuştuk. Hagop'un sorumlu olduğu bölgelerde verimliliğin nasıl farklı gözlediğini şöyle açıkladı. Hagop ayda 4.000 ton gibi oluklu mukavva kutu üreten bir fabrikanın, Avrupa'da (sanırım İspanya veya İtalya'yı kastetti) 70-80 kişi çalıştığını, buna karşılık Arap ülkelerinde aynı üretimin 300-350 kişi ile yapılabildiğini anlattı. Avrupa'da bu verimliliğin sağlanması için, fabrika müdürünün günde birkaç saat forklift operatörü gibi çalıştığını anlattı. Arap ülkelerinde ise insan gücü halen çok ucuz olduğundan otomasyonun zayıf olduğunu, prefeeder yerine 2-3 kişi istihdam edildiğinden bahsetti.

Çalışan kişi sayısı bakımından benzeri bir örneği ise bizzat 1999'da gözlemlemiş idim. O vakitler, DS Smith'in İtalya'daki Lucca fabrikası kişi başına verimlilik bakımından grubunun en iyi fabrikası idi. Ayda yaklaşık 4.600 ton kutuyu, toplam 120 kişi ile üretirler ve tüm DS Smith'e örnek olurlar idi. (Satış ve bakım onarım komple outsource edilmiş idi.) Demek ki 17 yıllık zaman içinde bir Avrupa fabrikası çalışan sayısını 30% kadar azaltmayı başarmış.

İster istemez ülkemizdeki durumu düşündüm. Aynı ölçekteki (=4.000 ton/ay, ortalama teknolojili) bir fabrika, ülkemizde 180-190 kişi çalışmaktadır. (Hizmet verilen sektörler, üretilen ambalaj tipleri, bu sayıyı çok etkilemektedir.) Çalışan kişi sayısı bakımından Avrupa'nın yaklaşık iki katı, Arap ülkelerinin ise yarısı kadar. İşte ülke olarak tam bulunduğumuz yer orasıdır.

En yeni teknolojiyi getirmekle, en verimli örneklerden olamıyoruz. Yatırımcı ise (yukarıdaki iş ortağı gibi) her yıl beklentisinin daha az karşılandığını düşünüyor. Bunlara her konuda yaşadığımız "büyük değişim"ler neden oluyor. Peki nasıl değişimler yaşıyoruz ve işlerimizi nasıl etkiliyorlar?

Teknoloji
Her alanda kullanılan teknoloji her gün ileri gidiyor ve daha dijital hale geliyor. İş olarak benimsediğimiz eylemler, bilgisayar/robot tarafından yapılır hale geliyor ve ortadan kalkıyor. Orta yaşın üzerindeki insanların havsalasının almadığı bir durum ortaya çıkıyor. Teknolojiye karar vermesi gereken yöneticiler, onu yeterince anlamadığı için hatalı karar veriyor. (Buradaki teknoloji kavramı, akıllı telefondan çok daha fazlasıdır.) Önümüzdeki beş yıl için seçilen teknoloji, bir yıl geçmeden (başlangıçta hatalı seviye seçildiğinden ve/ya ilerlemenin hızlanmasından) demode hale gelebiliyor.

Yatırımcı
Değişen teknoloji, yatırımcıyı daha bir önceki yatırımın geri dönüşünü tamamlamadan yeni yatırıma zorluyor. Zaten yeterli sermaye birikimi olmadığından, yatırım erteleniyor ve rekabette geri kalınıyor.
Küçük olsun hepsi benim olsun kafasındaki yatırımcı, ortaklık kurmayı ve daha büyük bir yapının parçası olmayı tercih etmiyor ve sermaye birikimi yok olup gidiyor.
Ülkemizin bir büyük planlamaya ihtiyacı olduğu anlaşılıyor. Ülke olarak rekabetçi olamayacağımız sektörlerdeki yatırımların engellenmesi ve kaynakların başka stratejik sektörlere yönlendirilmesi gerekiyor. Küçük sermayedarların birleşip daha büyük yatırımlar yapma anlayışına geçmeleri sağlanmak durumunda.

İnsan Gücü
Ülkemizde yeterince işsiz olmasına rağmen, düzenli çalışacak insan sayısı çok az olarak görünüyor. Yeni yetişen gençler, TV dizilerindeki gibi yaşama ve kısa sürede zengin olma hayali kuruyor. Bir önceki nesil için gayet uygun olan işler, bu nesle angarya/ağır/kazancı az geliyor. İş gücünün bu tutumu, yatırımcıyı otomasyona/robotlaşmaya zorluyor.
Asgari ücret seviyesi, genellikle yatırımların yapıldığı büyük şehirler için "geçinilemez" olduğundan; çalışan sirkülasyonu devam ediyor ve mevcut teknoloji bile düzgün kullanılamamış oluyor.

Rekabet
Yeni kurulan her fabrika, mevcut pazardan pay almaya çalışıyor. Artan rekabet, fiyat üzerinde bir baskı oluşturuyor.
Ayrıca, hayatın doğal akışında az teknolojili ürünlerin fiyatları düşmeye mahkum. Ambalaja oranla daha yüksek teknolojili ürünlerde (elektronik cihazlar gibi) bile reel fiyatlar yıldan yıla düşmesinden bunu görebiliyoruz.
Yatırımcı, rekabette öne geçmeyi halen bölgesel teşvik, ucuz iş gücü, grup şirketine pahalıya satma gibi kalıcı olmayan çözümlerden bekliyor. Halbuki yeni ürün geliştirme, pazarda farklılaşma gibi konulara ağırlık vermesi gerekiyor.
Buna karşılık müşteri, yoğun rekabetten daha düşük fiyat elde etmeye çalışıyor. Mevcut tedarikçisinin zaman içinde kendisi için geliştirdiği ürün ve hizmetleri bir kaç kuruş ucuz almak için göz ardı ediyor.

Müşteri
Müşteri beklentileri sürekli değişiyor ve (ambalaj üreticileri açısından) giderek daha da zorlaşıyor. İşe yeni başlayanlar için değişen müşteri beklentilerini anlamak daha kolay. İşe başlayalı 15-20 yıl olmuş kişiler için beklentilerdeki değişimi anlamak daha zor.
Ayrıca müşteri, yukarıdaki gibi liyakatsiz davrandığı sürece ambalaj sektörünün ürün geliştirmesini engellemiş oluyor.

Yeni Normal
Sanıyorum pek çok sektörde olduğu gibi bizim sektörümüzde de bir yeni normal oluşuyor. Eskiden örneğin 50 M TL yatırımla, 200 kişi çalıştırmak ve 5% kar elde etmek mümkünken; artık 200 M TL yatırımla, 100 kişi çalıştırmak ve 1% kar elde etmek normal oluyor. (Verilen rakamlar örnek olsun şeklindedir, tutarlı olması beklenmemelidir.)
Elbette bu büyük değişimi yaşamak ve gerekenleri yapmak da mevcut yöneticilere/yatırımcılara düşüyor. Hepimize kolay gelsin.

3 Nisan 2016 Pazar

Kağıt Fiyatları Nasıl Oluşuyor?

Ambalajın en önemli maliyet unsuru, en büyük girdisi kuşkusuz oluklu mukavva kağıtlarıdır (containerboard.) Son bir kaç senedir, yeni giren kapasiteler, hurda yokluğu vb nedenlerle kağıt fiyatlarında gerekli-gereksiz çok fazla hareket oldu. Bunu oluklu mukavva alıcılarına anlatmakta çok zorlandık. Yıl başından bu yana ise sokak toplayıcıları ile ilgili yasal düzenlemelere bağlı sıkıntılar yaşadık. Acaba kağıt üreticileri nasıl fiyatlandırma yapıyor, önümüzdeki 3 ay (veya 1 yıl) da fiyatlar nasıl oluşacak şeklinde hep merak etmişimdir.  2016 yılının ilk çeyreğinde ambalaj tarafında işler çok parlak olmadığından, takip eden dönemlerde hammadde fiyatlarının gidişatını kestirmek çok önem kazanıyor.

İşte böyle düşünceler içerisinde iken yazının altındaki linkte verdiğim adreste bulunan döküman elime geçti. "How and why do prices really move in the paper industry?" başlıklı yazıda, klasik arz-talep teorisinin kağıt fiyatlarının oluşmasında etkili olmadığı açıklanıyor. Büyük üreticilerin, maliyeti düşük fabrikalarını kapatmak suretiyle fiyatları arttırma veya nispeten maliyeti düşük üreticilerin fiyatları düşürdüğü suçlamalarının geçerli olmadığı vurgulanıyor.

Eğer fiyatlar küçük üreticilerin maliyet seviyesine göre oluşuyorsa, piyasa fiyatı her zaman aynı (yani küçük üreticinin maliyetini kurtarır) seviyede kalabilirdi. Küçük üreticilerin maliyetleri yükseldiğinde fiyatlar artması, küçük üreticinin maliyeti düştüğünde de fiyatların düşmesi gerekirdi. Buradan çıkacak sonuç, küçük üreticilerin kar marjlarının hep aynı seviyelerde kalacağı şeklindedir.

 
Fisher International, kuzey Amerika'daki yazı tabı üreticileri açısından pratikte işlerin nasıl olduğunu yukarıdaki grafikle açıklamış. Turuncu eğri kağıdın satış fiyatını gösterirken, zaman zaman onu kesen lacivert eğri ise nakit maliyetleri göstermektedir. Yeşil ve kırmızı sütunlar ise aradaki farkın kaç dolara tekabül ettiğini açıklamaktadır. Grafiğe göre üreticiler B ve D  dönemlerinde nakit maliyetlerini bile karşılayamadan zararına satmışlardır.
 
Nakit maliyet, doğrudan nakit çıkışı yaratan; hammadde, yardımcı madde, enerji, nakliye, işçilik gibi kalemlerdir.
 
B ve D dönemlerinde bazı üreticilerin fiyatları arttırmaya çalıştıkları bazılarının ise satmamayı tercih ettikleri düşünülmektedir. A ve C dönemlerinde ise üreticiler pazarlıkta farklı davrandıklarından, kimi az kimi daha çok kar elde etmişlerdir.
 
Buradan hareketle yazara göre, kağıt üreticisi bütün satışlar için aynı sertlikte pazarlık etmediğinden fiyat daha komplex ve kolay tahmin edilemez oluyor. Üreticinin işsiz kalma endişesi ile alıcının kağıtsız kalma korkusu gibi psikolojik faktörler gizlice pazarlığı etkiliyor.
 
Ayrıca şu faktörlerin de kağıt fiyatını etkilediği düşünülüyor:
Kağıt fabrikasının çalışma yüzdesi (ne kadar yoğun çalıştığı)
Kağıt stokları (hem üreticideki hem de alıcıdaki kağıt stokları)
Maliyet değişimleri (beklenen maliyet artış/azalışı)
Nihai talep (kağıda göre nihai talep oluklu mukavva olduğundan, ambalaj alıcılarının istekli olma durumu)
Kapasite değişiklikleri (devreye yeni giren/çıkan fabrikalar, planlı duruşlar)
Sipariş yükü (kağıt fabrikasının almış olduğu henüz teslim edilmemiş siparişler)
Yükleme durumu (alıcıların siparişlerini çekme hızı)
... vb şeklinde sıralanmaktadır.
 
Yazı yukarıdaki görüşlerden hareketle, Amerika'da kağıt fiyatını oluşturan etki döngülerini

şeklinde resmediyor. Kağıt fiyatı (CB Prices) kağıt siparişi gelişi ile fabrika kapasitesine bağlı oluşuyor. Kağıt siparişleri ise, sipariş, çalışma oranı, üretim miktarı, teslimat ve kağıt stoku döngüsünden etkileniyor. Çalışma oranı ile üretim miktarı ve kapasite kullanımı yeni yatırım döngüsünü meydana getiriyor. Buraya kadar olan döngülere göre, devreye giren yeni fabrika üretim miktarını ve teslimat hızını arttırıyor. Sipariş miktarı sabit ise üreticide mamul stoku birikmesi kaçınılmaz görünüyor.
Diğer tarafta ise şöyle bir reaksiyon gerçekleşiyor: Kağıt fiyatı arttığında, kutu fiyatı artıyor, kutu siparişleri artıyor ve kağıt stokları azalıyor. Elbette tersi durum da geçerli. Kağıt fiyatı düştüğünde, kutu fiyatı da kutu siparişi de düşüyor ve kağıt stokları artıyor.
Son döngüde, kutu alıcısının talebi azaldığında, kutu stokları artarken, kutu siparişleri azalıyor ve kağıt talebine etki yaratılıyor.
Elbette bunların hepsi Amerika'da oluyor ve orayı anlamak bizim için kolay. Ülkemizde maalesef durum çok daha karışık. Sokak toplayıcıları probleminde olduğu gibi piyasa/ülke gerçekleri dikkate alınmadan hazırlanan mevzuat, büyük kağıt üreticilerinin küçükleri zora düşürme arzuları,  gerçek fiyatları yansıtmayan fiyat listeleri, kur belirsizliği, hurdanın belediyelere para verilerek toplanıyor olması,...gibi faktörler oyunu çok daha zorlaştırmaktadır.
Mevzuat ve Kur
Yeni mevzuat, toplama miktarını azaltıyor, bu nedenle  hurda stokları azalıyor ve fiyatı artıyor. Kağıt fabrikasının maliyetleri arttığı için kağıt fiyatı artıyor. Kağıt fiyatı artışı kutu fiyatını da arttırıyor.
Kur artışı beklenmiyorsa, kağıt üreticisi içeride hurda fiyatı artışı belirince hurda ithalatına yöneliyor. İthalat yapan kağıt üreticisi, hurda fiyatını düşürücü etki yaratıyor. Öte yandan, kur artışı beklenmediğinde oluklu fabrikası daha kolay kağıt ithalatı yapma kararı veriyor.
Kur artışı bekleniyorsa, kağıt üreticisi hurda ithalatını tercih etmiyor. Bunun yerine kağıt ihracatına öncelik veriyor ve içeride kağıt fiyatını daha kolay arttırıyor.
Mevzuat ve kurlardan başka, ülkemize has bir diğer konu ise büyük ve küçük üreticiler arasındaki teknoloji/kapasite farkı da hem hurda fiyatını hem de kağıt fiyatını dolaylı etkilemektedir. Küçük üreticiler, daha eski teknolojilerle daha pahalıya mal ettikleri kağıdı, büyük üreticinin altındaki fiyat seviyesinden satmak zorunda kalıyorlar.
Büyük üretici, fiyat belirlerken ithal kağıdın maliyetini çok aşmamaya özen gösterirken; aynı üretici dışarıya kağıdı daha ucuza ihraç edebiliyor.
Küçük üreticiler ayrıca, zaten finansal olarak da zayıf olduklarından (bazı durumlarda yapılması zorunlu olan) hurda ithalatı gibi aksiyonları alamıyorlar. Dolayısı ile oyun, büyük üreticilerin iyice baskın olduğu bir hal alıyor. Ve Amerika'daki gibi bir mantık silsilesi oluşmuyor. Biraz hissi, biraz kur ve daha çok mevzuat.
Özetle, kağıt fiyatının nasıl oluştuğunu çizebilecek kadar öğrenemediğim çok açık.
 
Yukarıda bahsi geçen yazının linki: