20 Ocak 2014 Pazartesi

Yıkıcı teknoloji (=yıkıcı innovasyon)

Önceki yazımda, dijital baskı için yıkıcı teknoloji (disruptive technology) tanımını okuyunca, merak ettim ve araştırdım.
http://en.wikipedia.org/wiki/Disruptive_technology
Wikpedia’ya göre innovasyonun 2 türü var:
1-Sürdürülebilir innovasyon, mevcut pazarı fazla değiştirmiyor.
1a-Evrimsel innovasyon, mevcut pazardaki ürünü, müşterinin beklentisi doğrultusunda geliştiriyor
1b-Devrimsel/radikal innovasyon, beklenmeyen bir değişiklik ama mevcut pazarı etkilemiyor
2-Yıkıcı innovasyon, mevcuttan farklı değerlere sahip, yepyeni bir Pazar oluşturuyor. Yeni Pazar, zaman içinde mevcut pazarın yerini alıyor.

Yıkıcı innovasyon yepyeni bir teknoloji olarak ortaya çıkıyor; birkaç yıl (on yıl) içinde mevcut pazarı ve değer zincirini yok edip-onun yerini alıyor. Eskiden atların çektiği arabalar kullanılırken, otomobilin icadı; yıkıcı innovasyona bir örnektir. Yıkıcı teknoloji dendiğinde, “yıkıcı innovasyon” anlaşılırken; şimdilerde yalnızca yıkıcı innovasyon kullanılır olmuş.

Yıkıcı teknoloji terimi, 1995’de Clayton M. Christensen tarafından ortaya atılmış. http://www.uwf.edu/sahls/medicalinformatics/docfiles/Disruptive%20Technologies.pdf
Christensen, 1976-1992 arasında 100 MB kapasiteli hard diskin boyutunun binde 1,5’a inerken (99,9% küçülme), maliyetinin binde 9’a indiğini (89,2% azalma) açıklıyor. Bu gelişmenin, 1976’da çalışır durumda olan bağımsız disk drive üreticilerinin hepsini yok ettiğini, yerine yenilerinin çıktığını anlatıyor.

Şirketler, teknoloji yatırımları yaparken mevcut müşterilerine göre hareket ederek (istikbaldeki müşteri beklentilerini düşünmeden) hata ediyorlar. Bunun nedenleri ise; bürokrasi, kibir, yöneticilerin eskiliği/yorgunluğu, planlama eksikliği ve yatırımın kısa sürede geri dönmesi isteği olarak öne çıkıyor.

Büyük teknolojik değişikliklerin yaralayabileceği oturmuş şirketlerin teknolojiye bakış açısında sorun vardır. Bu kurumlar, radikal değişikliklere açık değillerdir veya yeniliklere uyum sağlayamayacak yapıdadırlar. Bu türdeki şirketler, kendi ürettikleri ürün/hizmetlerde iki yaklaşım sergilerler: 1)Ya mevcut müşterilerinin değer vermediği ürünlerini başka formda sunarlar. 2)Ya da beğenilen ürünlerinin performansını sınırlı seviyede iyileştirerek sunarlar.

Yıkıcı teknoloji, iyi yönetilen, müşterisine kulak veren, ar-ge çalışması yapan büyük kuruluşları yaralayabilmektedir. Bunun nedeni ise, pazarın, bazı bölümlerinin büyümeye uygun olmaması nedeniyle; büyük oyuncular tarafından boş bırakılmış olmasıdır. (Tek yüzlü mukavvanın, büyükler yerine merdiven altında üretilmesi gibi.) Ayrıca, yalnızca mevcut müşteriyi dinleyerek; yepyeni bir şeyler geliştirmek pek mümkün değildir.

Boş bırakılmış Pazar bölümlerinde yıkıcı teknolojiyi geliştiren şirket yöneticileri, dünyaya farklı gözle bakıyor. Pazarın bu bölümlerini, yüksek maliyete katlanmadan bir laboratuar olarak görürler. Daha sonra, yüksek maliyetli rakiplerinin olduğu, asıl pazara yeni teknolojiyi tanıtırlar. Atağa başladıklarında, rakiplerinden aldıkları ilk tepki; ürün fiyatlarında indirim olacaktır.

Endüstri farkı olmaksızın, çeşitli iş üniteleri olan şirketlerin, iş ünitelerinin belirli ömrü vardır. Ya teknoloji ya da Pazar bazı üniteleri öldürür. Yıkıcı teknoloji, burada etkenlerden biridir. Yönetim, ölecek olan işlerini zamanında fark etmeli ve yerine yenisini kurmalıdır. Bunu yapabilmek için kurumlar, yöneticilerini (mevcut durumdaki esas pazarlarının aleyhine bile olsa) yıkıcı innovasyonu kullanmaları hususunda serbest bırakmalıdır. Ana şirketin yaşaması için, şirket bazı ünitelerini sonlandırmalıdır. Kendi yapmaz ise bir süre sonra rakip yapacaktır.

Yıkıcı teknolojinin, stratejik olarak iyi yönetilmesi şarttır. Az adetli siparişlerin kar ürettiği, yeni pazarların ucuz ürünlerce işgal edildiği, düşük sabit giderlerin karlılığı garanti ettiği durumlarda dahi; yıkıcı teknoloji, iyi yönetilirse iyi sonuçlar alınır.

Oturmuş şirketlerin yöneticileri, olağan üstü başarı için yıkıcı teknolojiye destek olmalıdır.

Benim yorumum:
Yıkıcı teknoloji dendiğinde aklıma ilk Raks geldi. Eskiden teyp kasetleri varken, işleri çok iyi olan şirket, CD’lerin icadı ile kendini toplayamadı.
Sanırım, bazen alakasız bir üründeki yenilik, bir başka sektöre yıkıcı teknoloji olarak etki ediyor. Bilgisayarın bu kadar ilerlemesinin bir neticesi olarak, basım (kitap, gazete) sektörü giderek bitecektir. Fiziksel olarak, gazeteyi/kitabı satın almak yerine ekranda okumak daha ucuz/hızlı/kolay olacaktır. Bu durum ilgili kağıtların üretimini azaltacaktır.
Benzeri bir durum mektup zarfı ve fotokopi kağıdı için de söz konusudur. Postalanan mektup sayısı her geçen gün azalmaktadır. Bunlara neden ise cep telefonu olmaktadır. Bu nedenle mi bilmem ama, DS Smith, zarf gibi kırtasiye malzemesi satan divizyonunu birkaç sene önce satmıştır.
İlginçtir, doğrudan ambalaj sektörü için, yıkıcı teknoloji örneği bulamadım. Ancak, dijital baskı makinesi, mevcut kutu makinelerine göre, “yıkıcı” etki yapabilir diyorum.

13 Ocak 2014 Pazartesi

Dijital baskı, oluklu mukavva ambalaj sektörünü nasıl etkiler?

Oluklu mukavva kutulara, dijital baskı yapılabileceğinden ilk kez Bobst’un bir sunumu ile haberdar oldum. Daha sonra aşağıdaki Xante ( www.xante.com ) makinesinin broşürünü görünce, dijital baskıyı bir araştırayım dedim.

http://whattheythink.com/articles/66614-digital-printing-corrugated-packaging-holy-grail-third-rail/
Yukarıda linkini verdiğim makaleyi, özetleyerek açıklıyorum:

·         1990’ların sonlarında geliştirilen dijital baskıyı, oluklu üreticileri bitmiş kutuya ilave baskı yapmaktan öteye gitmez diye anlamışlar. (Yukarıdaki Xante makinesinde olduğu gibi.) Teknoloji, giderek ilerlemiş ve kullanılabilirliği artmış.

·         Dijital baskının, diğer baskı teknikleri için yıkıcı (disruptive technology) olması bekleniyor. Bu nedenle, Bobst, KBA, Heidelberg ve ManRoland; dijital baskıyı geliştirmeye çalışan şirketlerle işbirliği anlaşmaları imzalamışlar.

·         Başlangıçta dijital baskı makinelerini üreten lider kurumlar; Kodak, Epson, Konica, Minolta, Oce/Canon, Xerox, FujiFilm ve Screen iken, yalnızca son Drupa fuarına katılan üretici sayısı 30’u aşmış.

·         Yüksek kaliteli baskılı (high graphics) işlerin ancak 15-20%’i dijital baskı tekniğine uygunmuş. Uygunluğun nedenleri ise sipariş miktarının azlığı, baskı ayarının zorluğu, acil sipariş olması, hazırlık süresinin kısalığı gibi nedenlermiş.

·         Amerika’da oluklu mukavva pazarının yıllık cirosu 30 milyar dolar iken, dijital baskının cirosu şimdilik 1 milyar imiş. Eğer dijital baskı makinelerinin hızı arttırılabilinirse, 1 milyar çok kısa zamanda 3 milyara çıkar ve toplam pazarın 10%’una ulaşabilirmiş.

·         Yukarıda adı geçen üreticilerin makineleri saatte 600 m2’ye kadar baskı yapabilirken; Barberan adlı bir firmanın çok yeni anons ettiği bir makine saatte 4500 m2’den daha büyük baskı hızına ulaşmış. Adı geçen makinenin oluklu mukavva ile çalışırken videosu aşağıdaki linkten izlenebilir: http://www.youtube.com/watch?v=tUPUjCOZZ8E&list=PLl5c1fToax0L9dIPXSP7p-hSFakvmt7vG

·         Dijital baskıya yatırım yapmanın 4 gerekçesi varmış:
İlave müşteri portföyü yaratır
Mevcut müşterilere, versiyon çözümleri sunar ve “problem çözücü”
olursunuz
Gelişecek bir pazarda yerinizi almış olursunuz
Markalar için versiyonlu ambalajlar üretirsiniz. Ör: CocaCola’nın isim yazan
tenekeleri.

·         Benim düşüncelerim ise:
Dijital baskı, olukludan önce, ofset baskıyı ve etkileyecektir. Dijital teknoloji üreticileri ile ilk işbirliği anlaşmalarını yapanların çoğunluğunun ofset makinelerini üretenler olması buna delildir.
Şimdilerde, kutunun üzerine ilave etiket yapıştırılarak açıklanan; renk, ebat, model, malzeme, alıcı/dağıtıcı,…gibi bilgiler yani versiyonlar dijital baskının kullanılırlığını arttıracaktır.
İnternet üzerinden alışveriş de dijital baskıyı desteklemektedir. Bir gün, adınızın-adresinizin kutunun üzerine basıldığını (etiket yok) veya hediye gönderenin mesajını kutu üzerinde okuduğunuzu görme ihtimaliniz çok yüksek.
Bobst veya bir başkası, dijital baskılı kutu makinesini anons ettiğinde; oluklu ambalaj sektörü için yeni bir çağ başlayacaktır. Yeni çağda, oluklu mukavvayı üretenler ile kutuyu üretenler giderek ayrı sektörler olacaktır.

16 Aralık 2013 Pazartesi

Amerikan bakış açısından, levha işleyen atölyeler için iş planı

AICC, kuzey Amerika’daki bağımsız atölyelerin yer aldığı dernektir. www.aiccbox.org adresinden bakılabileceği gibi, 714 bağımsız (yani bir büyük grubun parçası olmayan) atölye ile 359 ambalaj makinesi/malzemesi satan üyesi bulunmaktadır. Bu derneğin çıkardığı Boxscore dergisinin http://www.aiccbox.org/Boxscore/default.asp  temmuz ve eylül sayılarında, bir atölyenin nasıl bir iş planına sahip olması gerektiği, Mitchell Klingher tarafından açıklanmış. Ülkemizdeki levha işleyen atölyelere faydalı olabilir diye düşünerek; yazılardan anladıklarımı aşağıda paylaşıyorum. Yazardan bire bir tercüme ettiklerimi tırnak içinde vereceğim.
“Günümüzde, ulaşılabilir kar marjı nedir? Eminim ki, herkes en dipte 20% kar görmek ister, ama bu mümkün mü? Bu soruya cevap vermeden önce, 20%’ye nasıl ulaşılabileceğinin cevabını vermek gerekir. Karlılık için, basma kalıp yöntemlerden ziyade;
Stratejik plan
Pazarlama stratejileri
Satış planı ve
İyi yönetim
gibi temel taşları olmalıdır.”
“Bir şeyleri düzeltmek için, konuya ilişkin kriterleri belirlemeli ve bunları düzenli ve hassas olarak hesaplamalı/ölçmelisiniz. Bana göre, en önemli istatistik üretim faaliyetinin sağladığı katkı payıdır.”
Katkı payı (contribution), satış fiyatı ile değişken maliyetler  arasındaki farktır. Değişken maliyetler, üretim arttıkça artan maliyetlerdir. Levha, boya, palet, fazla mesai, makinen kullandığı elektrik ve su, nakliye gideri  değişken maliyetlere örnektir.Yazar, bir levha işletmesinde, katkı payının 4 merkezden gelebileceğini söylemektedir:
Makine zamanının satılması (makinenin dolu dolu çalışması)
Al-sat faaliyetleri (hazır kutu, palet, ambalaj malzemesi, vs)
El işçiliği yoğun işler (montaj, gruplama, seperatör kurma,…)
Depolama ve JIT teslimat.
Yazar, bu konular sizin kar merkezlerinizdir ve maliyetlerinizi de bu merkezlere göre yönetirseniz, çok faydasını görürsünüz der. ABC adında hayali bir atölyenin gelir tablosunu vermiştir:

Tablodaki rakamlar biraz abartılı görünebilir. Ancak, AICC üyeleri, bizdeki gibi 100-150 ton levha işleyen atölyeler değildir. Modern makine parklarına sahip ve ciddi tonajlar yapmaktadırlar. Bazılarının çok sayıda lokasyonda işletmesi bulunmaktadır.
ABC, 2012’de 25.476.093$’lık satış yapmış ve ancak 13.302$ para kazanmış görünmektedir. Tablo, borsaya kote şirketlerin açıkladıkları gelir tablolarına benzemektedir. Cost of Goods Sold kalemi, ham ve yardımcı maddeleri, enerji, bakım-onarım, direk işçilikleri ve üretimle ilgili amortismanları kapsamaktadır. Operating expenses bölümündeki ilk satır, nakliye ve depolama giderlerini gösterirken; diğer iki satır, satıcı ücret ve primleri ile diğer idari personel ücretleri ile ofis, bilgisayar vb giderlerdir.

Yazar, yukarıdaki gelir tablosunun, makinelere göre indirgenmesini önererek; içinde değişken giderlerin detayı olan bir gelir tablosu tasarlamış. Anlaması kolay olsun diye, yazarın tablosunu ikiye bölerek veriyorum:

Makinelere indirgenmiş değişken maliyet tablosu
Flexo
Rotary kesim
Düz kesim
Katlama Yapıştırma
Etiket mak.
Diğer
toplam
Levha alım mali.
4.700.000
4.500.000
1.575.000
1.401.014
742.219
373.500
13.291.733
Hurda satış geliri
-50.000
-45.000
-20.000
-17.000
-9.000
-4.000
-145.000
Boya gideri
61.000
67.000
128.000
Çember
8.000
10.000
11.000
10.000
8.000
2.000
49.000
Kalıp/bıçak
13.000
15.000
2.000
30.000
Diğer giderler
1.000
1.000
1.000
3.000
50.000
1.000
57.000
Tedarikçiye iadeler
-44.283
-42.399
-14.840
-13.200
-6.993
-3.519
-125.234
Fazla mesai gideri
65.813
78.975
92.138
78.975
65.813
13.163
526.500
Elektrik, su, arıtma
22.031
26.438
30.844
26.438
22.031
4.406
176.250
Palet gideri
15.000
18.000
21.000
18.000
15.000
3.000
120.000
Satıcılara ödenen primler
129.750
155.700
181.650
155.700
129.750
25.950
1.038.000
Değişken giderler toplamı
4.921.311
4.784.714
1.877.792
1.662.927
1.018.820
415.500
15.146.248
katkı payı
2.166.189
2.904.786
2.059.708
2.042.073
1.101.805
518.250
10.327.627
Ülkemizdeki değişken giderler tablosuna pek benzemese de, her makinenin oluşturduğu gider yazılmış; oradan elde edilen hurda satış geliri ile tedarikçilere yapılan iadeler de düşülmüştür. O makinenin yaptığı fazla mesai ile orada çalışan siparişlere ilişkin satıcı primleri de değişken gider kabul edilmiştir. (Not: Fazla mesaiden itibaren 5 satırın toplamları hatalıdır. Hatayı tespit etmeme rağmen, düzeltmedim.)

Makinelere göre hazırlanmış gelir tablosu
Flexo
Rotary kesim
Düz kesim
Katlama Yapıştırma
Etiket mak.
Diğer
toplam
net satış cirosu $
7.087.500
7.689.500
3.937.500
3.705.000
2.120.625
933.750
25.473.875
yapılan satış milyon m2
9,8
8,5
4,2
3,5
2,1
1,4
29,4
çalışılabilecek saat
4.000
4.000
4.000
4.000
2.000
2.000
20.000
çalışılan saat
2.875
3.335
2.600
2.600
2.010
750
14.170
çalışma yüzdesi
72%
83%
65%
65%
101%
38%
71%
satış fiyatı $/m2
0,73
0,91
0,94
1,05
1,01
0,67
0,87
katkı payı  $/ m2
0,22
0,34
0,49
0,58
0,53
0,37
0,35
Katkı payı / çalışıl. saat
753
871
792
785
548
691
729
ABC şirketi, 25,5 milyon dolarlık ciroyu, (20.000 saat çalışabilecekken) 14.170 saatlik makine zamanı ile gerçekleştirmiş. Ortalama satış fiyatı 0,87 $/m2 olurken, her bir saatlik makine çalışması 729 $ katkı sağlamış.

Yeni gelir tablosu ile yazarın yeni kar hesaplama şekli ise,
Al-sat yapılan ürünlerden gelen katkı
1.074.827
Değişken giderler üzerinden hesaplanan katkı
10.327.627
Toplam katkı
11.402.454
sabit giderler
-11.389.152
Kar
13.302
ABC, al-sat yapmaktan, 1.074.827 $ kazanmış. Değişken giderler ile ciro farkı şeklinde hesaplanan katkı payı ise önceki tablonun dibinde 10.327.627 $ hesaplanmış idi. Yazar sabit giderleri 11.389.152 $ olarak vermektedir. Sabit giderler, üretimle birlikte artmayan kalemlerdir. Araç kiraları, ofis/sekreter/bilgisayar giderleri, bina bakım onarımı, sigortalar, memur/müdür ücretleri, personel servis faturası, amortisman, telefon/internet, danışmanlık,…gibi kalemlerdir. Toplam katkı ile sabit giderlerin farkından net kar rakamı çıkmaktadır. Görünüşe göre, ABC, üretimden zarar etmekte; al-sat dan para kazanmaktadır.

Yazar, makinelerin boş kapasitelerini doldurmak için, normalden daha düşük fiyata iş alınmasını ve bu sayede (sabit giderler değişmeyeceği için) daha çok kar edilmesini önermektedir.
Flexo
Rotary kesim
Düz kesim
Katlama Yapıştırma
toplam
makinelerin kullanılabilecek zamanı
1.125
665
1.400
1.400
5.830
ilave alınabilecek siparişler milyon m2
3,3
1,1
1,1
0,8
6,3
bu işleri alındığında makine kaç saat çalışacak
700
450
500
400
2.050
yeni durumda makinelerin boş zamanı
425
215
900
1.000
2.540
ilave alınabilecek işlerin fiyatı $/m2
0,538
0,646
0,646
0,753
0,605
değişken maliyet $/m2
0,505
0,566
0,449
0,471
0,515
Katkı payı $/m2
0,034
0,080
0,197
0,282
0,090
Toplam ilave katkı $
109.563
89.049
219.255
236.149
654.016
Yazılan senaryoya göre, flexo makinesine 3,3 milyon m2 daha sipariş alınabilir ama fiyat seviyesi mevcuttan oldukça düşük. ABC, toplam 6,3 m2 daha işi, ortalama 0,605 $/m2 fiyatla alacak. Mevcut ortalama katkı payı 0,35 $/m2 iken bunun dörtte birine inecektir. Bu kadar küçük katkı payına rağmen, şirket ilave 654.016 $ daha kazanacaktır.

Sonuç ve yorum:
·         Hesaplama tarzını çok beğendim. Maliyetleri, sabit ve değişken olarak tasnif etmek uygulamada pek kolay değildir. Aralarında mutlaka geçişler olur. Ancak yine de, bu şekilde analiz çok faydalı.
·         Ayrıca, finansman giderinin dikkate alınmamış olması modelin eksikliğidir.
·         Değişken giderlerin üzerinde, katkı sağlayan fiyatla karlılık arttırılabilinir. Bu işin olmazsa olmazı, kurumun başa baş noktasını geçmiş olmasıdır.
·         Miktar arttıkça, yalnızca değişken giderleri artıyor kabul etmek, biraz kitabidir. Realitede, sabit giderlerde de mutlaka artış görülür.
·         Makine yüklerinin azalması, fabrikada rehavete neden olur. Yoğun iş temposu her zaman iyidir. Örnekteki kadar ilave işi bir anda bulma olasılığı, büyük ikramiye kazanma olasılığına yakın olsa gerek. Yazarın en başta vurguladığı; Stratejik plan, Pazarlama stratejileri, Satış planı ve İyi yönetim yoksa, analize de gerek kalmaz.
·         Bildiğim kadarı ile bizde ki atölyeler, makine doluluğundan ziyade; mevcut çalışanları dolu çalıştırma düşüncesindedir. Makineye yatırılan paranın hızla geri dönmesi için, Amerikan yaklaşımı daha doğru görünmektedir.